Finansallaşma nedir? Neden ihtiyaç duyulmuştur?

0
130

Finansallaşma genel olarak bankacılığın, kişilerin günlük hayatına girerek iliklerine işlemesi şeklinde tanımlanabilir. Gerçekten bugun kazançlarımıza, harcamalarımıza, ödemelerimize, tasarruflarımıza baktığımızda birçok alanda bankaların hayatımıza girdiğini görebiliriz.

Biraz daha açalım;

  • Maaşlarımız artık bankalara yatıyor, daha para elimize geçmeden otomatik olarak kredi kartı harcamalarımız mahsup ediliyor,
  • Gerektiğinde ATM’den para çekiyoruz/yatırıyoruz,
  • Internet üzerinden EFT yapıyoruz,
  • Fatura ödemelerini yapıyoruz,
  • Sınav ücretlerini, kira ödemelerini, bağışları, vergi ödemelerini yapıyoruz,
  • Cebimizde harcayacak paramız olmadığı halde kredi kartı ile harcama yapıyoruz vb

Biraz daha düşünürsek bu yukarıdaki faaliyetleri çok daha genişletebiliriz. Peki nasıl oldu da bankalar bu kadar iliklerimize işledi? Şimdi bunu biraz tartışalım.

1973-1974 petrol krizine takip eden yıllarda dünyada kurumsal ve siyasi müthiş değişimler yaşandı. 1980′lerden sonra Amerika’da Ronald Reagan, İngiltere’de Margaret Thatcher, Türkiye’de de Turgut Özal’ın başını çektiği arz yönlü ekonomi politikaları uygulamaya konuldu. Keynescilik yerini neoliberalizme devr ediyordu. Arz yönlü ekonomiyi kısaca sermayenin globalleşmesi, uluslararası hareket serbestisi kazanması, özelleştirme ve deregülasyon olarak tanımlayabiliriz.

1970′lerin ortalarından 1990′ların ortalarına kadar finansallaşmayı ilgilendiren 3 konuda gelişmeler yaşanmıştır.

  1. Üretkenlik artışı : Teknolojinin özellikle mikrochip teknolojisinin gelişmesi ile birlikte ABD ekonomisinde üretim artışına zemin hazırlanmıştır. Entrasan bir şekilde İngiltere ve benzeri kapitalist ülkelerde benzer kazanımlar elde edilmemiştir. 2001 yılına kadar hızla artan üretim bu tarihten sonra yavaşlama sürecine girmiş olmakla birlikte yeni teknoloji ve üretkenlik artışı arasındaki ilişki hala belirsizliğini korumaktadır.
  2. Çalışma süresi : Teknoloji alanındaki gelişmeler işsizliğin artmasına sebep olmuştur. Süreksiz emek (casual labor) ortaya çıkmış kadınların işgücüne katılımlarının artmasına ve çalışma düzenlerinde bir takım değişiklikler olmasına sebep olmuştur. Parça başı üretim, home office çalışma sistematiği gelişmiş ve insanların çalışma sürelerinde belirgin artışlar görülmüştür. Toplam kalite uygulamaları neticesinde şirket içi tüm işlemler tanımlanmış, görev, yetki ve sorumluluklar yazılı ve süreç haline getirilmiş ve çalışanların yaptıkları iş hakkında fikir ileri sürmelerinin önüne ket vurulmuştur. Bunu anlayan bazı büyük şirketler öğrenen organizasyonlar (learning organizations) gibi çalışma grupları oluşturmuş ve çalışanların işe katılımı teşvik edilmiştir. Neticesinde çalışma temposu ve iş hayatından duyulan memnuniyetsizlik artmıştır.
  3. Birleşmeler : Birbirini devr eden birleşmeler ve satın almalar neticesinde uluslararası arenada çok büyük şirketler ortaya çıkmıştır. Üretim ve dünya ticareti bu çok uluslu işletmelerin tekeline girmiş bu da Doğrudan Yabancı Yatırımlarının gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere akmasına sebep olmuştur. Bunun bir sebebi olarak gelişmiş ülkelerdeki tüketici haklarının çok gelişmesi ile birlikte bu ülkede üretim yapan işletmelerin tüketicilere yoğun tazminat ödemeye mahkum edilmesi gösterilebilir. Neticesinde global üretim kavramı ortaya çıkmış daha az işgücü maliyeti ile daha fazla kar elde etme imkanı bu büyük şirketler için mümkün olmuştur. Burada belki de bizi en ilgilendiren husus bu büyü şirketlerin finansman kaynakları için artık eskiden olduğu kadar bankalara ihtiyaç duymamasıdır. Çünkü gerek para gerekse de diğer piyasalarda bu şirketler tahvil veya benzeri entrümanlar ile kendi kaynaklarını kendileri yaratabilir hale gelmişlerdir. Burası aslında süreci tetikleyen mekanizma olmuştur.

Sürecin devamında büyük şirketlerin bankalara olan bağımlılığının azalması ile birlikte ticari bankalar da büyük bir değişim içine girmişlerdir. Büyük şirketlerin faiz oranı ve kredi miktarı üzerindeki denetimleri fiilen devre dışı kalmış ve ciddi mevduat kayıpları yaşanmıştır. Tüm bunlar açık finans piyasalarının canlandırılması, kuralsızlaştırılmasının zeminini hazırlamıştır.
Neticesinde bankalar kar olanaklarının azalması ile birlikte 2 önemli tepki vermişlerdir.

  1. Çalışan kesim veya doğru bir tabirle halka yönelmişlerdir
  2. Finans piyasalarından aracılık faaliyetlerine odaklanmışlardır.

Bunları şimdi biraz daha açalım. 1.temel eğilim mantıken çalışan kesimin (emek geliri elde eden) konut, eğitim, sağlık ve emeklilik gibi hizmetlerde devletin yarattığı boşluğun doldurulması şeklinde yansıdı. Tüm bu ihtiyaçların karşılanması için bankaların giderek daha fazla finans mekanizmaları ile sisteme dahil olmalarını gerektirdi. (Finansal müsadere)

Finansal müsadere dolaşım alanında ortaya çıkan ilave bir kar kaynağıdır. Sistemli bir şekilde ve iktisadi süreçler aracılığı ile gerçekleşmesi nedeniyle sömürücü bir yönü olduğu ifade edilebilir.

Bireylerin sadece mübadele aracı olarak değil, ödeme aracı olarak da paraya bağımlı olması, kamunun konut, emeklilik, tüketim, eğitim ve benzeri alanlarda hizmet sunmaktan geri çekilmesi ile daha da güçlenmiştir. (özelleştirme) Paraya ulaşma imkanı bir yandan arzın ekmeğine yağ sürerken diğer yandan da temel malları elde edebilme gücünün de giderek belirleyicisi haline gelmiştir. Böylece, gelişmiş finans kurumlarının tefeciyi andıran yönü yeniden güçlenmiş eskiye göre tek fark faizin yanı sıra hizmet ücretlerinin de finansal kar yaratması sağlanmıştır.

Costas Lapavitsas, Finansallaşma ve Kapitalizmin Krizi
Yordam Yayınevi, 2009
 
Haluk ÖNGÖREN
AlbarakaTürk BT Strateji ve Yönetişim Müdürü

Bir Cevap Yazın