İnsanların Çalışma Şevkini Arttıran Şey Nedir?

2
335
İş yerinde Motivasyon
İş yerinde Motivasyon

Bizi çalışmaya isteklendiren nedir? Yaygın kanaatin aksine, sadece para değil. Tam olarak zevk de değil. Öyle görünüyor ki çoğumuz sürekli ilerleme ve amaç duygusu hissettikçe başarılı oluyoruz. Davranışsal ekonomist Dan Ariely bizim işimizde anlam hakkındaki beklenmedik ve ince farkları olan davranışlarımızı ortaya çikaran iki ufuk açıcı deney sunuyor.

İnsanların nasıl çalıştığını düşündüğümüzde, sahip olduğumuz saf sezgi insanların bir labirent içinde fareler gibi olduğu ve tüm ilgilendiklerinin para olduğudur. Ve biz insanlara para verdiğimiz an, onları o şekilde veya bu şekilde çalışmaya yönlendirebiliriz. Bu yüzden bankacılara ikramiye verip değişik yollarla ödeme yaparız. Ve biz gerçekten insanların çalışma sebebi ve iş gücü piyasasının neye benzediği hakkında bu inanılmaz basit görüşe sahibiz. Aynı zamanda, eğer bunun hakkında düşünürsek, etrafımızda her türlü garip davranışın olduğunu görüyoruz.

Dağ tırmanışı ve dağcılık gibi şeyleri düşünün. Eğer dağ tırmanışı yapan, zorlu dağlara tırmanan insanların kitaplarını okuyorsanız, bu kitapların sevinç ve mutluluk anlarıyla dolu olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır, onlar sefalet doludur. Aslında, bunların hepsi donmalar ve zorlu yürüyüşler hakkındadır ve nefes zorluğu — soğuk, zor şartlar. Ve eğer insanlar sadece mutlu olmaya çalışıyor olsaydı, zirveye ulaştıkları anda, “Bu korkunç bir hataydı, bir daha asla tekrarlamayacağım.” derlerdi. “Bunun yerine, ben gideyim deniz kenarı bir yerde mojito içeyim.” Ama böyle söylemek yerine, insanlar aşağı iner ve toparlandıktan sonra, tekrar yukarı çıkarlar.Ve eğer dağ tırmanışını bir örnek olarak düşünürsek, bu örnek bize birçok şey ileri sürer. Bu bizim

  • Amaca, bir tepeye ulaşmayı önemsediğimizi ileri sürer
  • Mücadeleyi, meydan okumayı önemsediğimizi ileri sürer.
  • Bizi çalışmaya ya da belli şekillerde davranmaya isteklendiren birçok farklı şeyin olduğunu ileri sürer.

Benim şahsen bu konuda düşünmeye başlamam bir öğrencinin ziyaretime gelmesinden sonra oldu. Bu öğrenci daha önceki yıllarda öğrencim olan biriydi. Bir gün kampüse geri geldi ve bana şu hikayeyi anlattı: İki haftadan fazla bir süredir bir PowerPoint sunumu üzerinde çalışıyormuş. Büyük bir bankada çalışıyormuş. Bu bir birleşme ve devralma için hazırlıkmış. Bu sunum üzerinde oldukça yoğun çalışıyormuş– grafikler, tablolar, bilgiler. Her gece geç saatlere kadar işte kalmış. Ve bitirilmesi gerekenden bir gün önce, PowerPoint sunumunu patronuna göndermiş ve patronu ona bir cevap yazarak şöyle demiş: “Güzel sunum, ama birleşme iptal edildi.” Adam derin bir depresyona girmiş. Çalıştığı zamanlarda aslında oldukça mutluymuş. Her gece yaptığı o işten zevk alıyormuş, geç saatlere kadar çalışıp, bu PowerPoint sunumunu mükemmel hale getirmiş. Ama kimsenin izlemeyeceğini bilmek onu oldukça depresyona sokmuş.

Buda beni bazı deneyler yapmaya yönlendirdi.

Lego' dan Bionicle Yapmalarını İstedik
Lego’ dan Bionicle Yapmalarını İstedik

İnsanlara legolar verdik ve onlardan bu legolarla bir şey yapmalarını istedik. Ve bazı insanlara da legolar verdik ve dedik ki, “3 dolara bu Bionicle’ı yapmak ister misin? Bunun için sana 3 dolar ödeyeceğiz.” İnsanlar kabul etti ve verdiğimiz legoları yaptılar. Bitirdiklerinde Bionicle’ı aldık masanın altına koyduk ve dedik ki, “Bir tane daha yapmak ister misin, bu sefer 2,70 dolar karşılığında?” Eğer evet derlerse, onlara başka bir tane daha verdik. Ve bitirdiklerinde, onlara “Başka bir tane daha kurmak ister misin?” 2,40 dolar, 2,10 dolar karşılığında, “Hayır, o kadara değmez.” diyene kadar, ödenecek miktarı azaltarak sorduk. İşte buna anlamlı şartlandırma diyoruz. İnsanlar art arda Bionicle inşa ettiler. Her birini bitirdiklerinde, onları masanın altına koyduk. Ve deneyin sonunda onlara dedik ki, bu Bionicle’ları alacağız ve tekrar parçalara ayıracağız, onları kutulara koyup bir sonraki katılımcı için kullanacağız.

Başka bir şartlandırma şekli daha var. Ve buna Sisifos şartlandırması diyoruz.

Eğer Sisifos hakkındaki hikayeyi hatırlarsanız, Sisifos tanrılar tarafından aynı taşı tepeye çıkarmakla cezalandırılmıştı, Tam sona gelmek üzereyken, taş yuvarlanıp düşüyordu ve tekrar başlamak zorunda kalıyordu. Siz bunu boşa iş yapmanın esası olarak düşünebilirsiniz. Eğer taşı farklı bir tepeye taşısaydı, en azından biraz ilerleme hissi yaşayabilirdi diye düşünebilirsiniz. Aynı zamanda, eğer hapishane filmlerine bakarsanız,bazen gardiyanlar mahpuslara işkence olsun diye bir çukur kazdırırlar ve mahpus işini bitirdiğinde, çukuru geri doldurtup tekrar kazdırırlar. Bu birşeylerin tekrar tekrar tekrar yapıldığı döngüsel uyarlamada özellikle şevk kırıcı birşey var.

Bu yüzden deneyin ikinci şeklinde, biz de aynen bunu yaptık. İnsanlara dedik ki “3 dolara bir Bionicle’ı yapmak ister misin?” Evet derlerse, yaptılar. Sonra dedik ki “2,70 dolar karşılığında bir tane daha yapmak ister misin?” Evet derlerse, yeni bir tane verdikve onlar yenisini yaparken biz henüz bitirdikleri Bionicle’ı parçalarına ayırdık. Ve onlar yenisini yapmayı bitirdiklerinde, “Bir tane daha yapmak ister misiniz, bu sefer 30 sent daha az alacaksınız?” Eğer evet derlerse, daha önce onların yapıp bizim parçalarına ayırdığımızı verdik. Bu böyle bitmeyen bir döngüydü, onlar yapıyor, biz gözlerinin önünde parçalıyorduk.

Şimdi bu iki deneyi karşılaştırırsak ne olur? Öncelikle olan şey anlamlı şartlandırmadaki insanlar Sisifos şartlandırmasındaki insanlardandaha fazla Bionicle yaptılar.

Bu arada, çok büyük bir anlamdan bahsetmediğimizi de belirtelim İnsanlar kansere çare buluyor ya da köprüler inşa ediyor falan değiller. İnsanlar birkaç sent için Bionicle yapıyorlardı. Dahası, hepsi Bionicle’ların kısa bir süre sonra parçalanacağını biliyorlardı. Öyle büyük bir anlam için gerçek bir fırsat yoktu. Ama küçük bir anlam bile bir fark yarattı. Sonra bu deneyin başka bir uyarlamasını yaptık. Deneyin bu diğer uyarlamasında insanları bu duruma sokmadık, sadece durumu onlara anlattık.

Ne oldu ? İnsanların tahminleri doğru yöndeydi ama doğru çapta değildi. Deneyin sadece anlatıldıği insanlar anlamlı şartlandırmadaki insanların muhtemelen bir tane daha fazla Bionicle yapacağını söylediler. Yani insanlar anlamın etkisini biliyorlar, sadece bu etkinin büyüklüğünü bilmiyorlar, ne derecede etkili olabileceğini bilmiyorlar. Bir başka veriyi daha inceledik. Düşünürseniz, legolari seven insanlar vardır, sevmeyenler vardır. Ve diyebilirsiniz ki legoları seven insanlar az para için bile olsa daha çok lego yapiyor olabilir, çünkü ne de olsa bundan daha çok içten bir zevk alıyorlar. Ve logoları daha az seven insanlar daha az lego yapıyor, çünkü bu işten daha az zevk alıyorlar. Ve anlamlı şartlandırmada bizim de bulduğumuz gerçekten bu oldu. Lego sevgisi ve insanların yaptığı lego sayısı arasında çok güzel bir ilinti vardı. Sisofik şartlandırmada ne oldu ? Sisofik şartlandırma yönteminde bu ilinti sıfırdı. Lego sevgisiyle kaç tane yaptıkları arasında hiç ilişki yoktu. Buradan aklıma gelen şey bu insanların gözlerinin önünde oyuncakları parçalama hilesiyle esasen bu uğraştan alabilecekleri bütün keyfi kaçırdık. Kökünden ortadan kaldırdık.

Bu deneyi bitirdikten kısa bir süre sonra Seattle şehrinde büyük bir yazılım şirketine konuşma yapmaya gittim. Kim olduklarını söyleyemem ama Seattle’da büyük bir şirket. Yazılım şirketi içinde farklı bir binaya yerleştirilmiş bir gruptu. Onlardan bir yenilik, şirketin yeni büyük ürününü geliştirmelerini istemişlerdi. Ben varmadan bir hafta önce bu büyük yazılım şirketinin CEO’su bu 200 mühendisten oluşan gruba gidip projeyi iptal etmişti. Hayatımda konuştuğum en sıkıntılı 200 kişinin önünde duruyordum. Ve onlara yaptığımız bazı Lego deneylerinden bahsettim, bana adeta aynı deneyden geçtiklerini hissettiklerini söylediler.

  • Onlara sordum, “Kaçınız işe daha önce geldiğinizden daha geç geliyorsunuz?” Hepsi elini kaldırdı.
  • Dedim ki, “Kaçınız eve daha önce gittiğinizden daha erken gidiyorsunuz?” Hepsi elini kaldırdı.

Peki “CEO sizin canınızı sıkmamak için ne yapabilirdi?” Bir çok farklı fikir ortaya attılar:

  1. CEO son iki yıldır neler yaptıklarını ve neye karar verdiklerini bütün şirkete sunmalarını isteyebilirdi
  2. Onların teknolojilerinin hangi yönünün organizasyonun diğer kısımlarına uyabileceğini düşünmelerini isteyebileceğini
  3.  Onlardan bazı ön ürünler, yeni nesil ön ürünler hazırlamalarını isteyip nasıl çalışacağını görebilirdi

Bunların her biri biraz çaba ve motivasyon gerektirir. Ve sanırım CEO basitçe anlamın önemini anlamamıştı. Eğer CEO, tıpkı bizim katılımcılarımız gibi, anlamın özünün önemsiz olduğunu düşündüyse umursamamış olabilir. Ve diyebilir ki, “O zaman sizi öyle yönlendirmiştim, ve şimdi böyle yönlendiriyorum, herşey iyi olacak.”

Ama anlamın önemini anladıysanız, insanların yaptıkları şeyleri umursamalarını sağlamak için biraz zaman, enerji ve çaba harcamanın gerçekten önemli olduğu sonucuna varırsınız.

Bir başka örneği Adam Smith ve Karl Marx üzerinden vermek gerekegirse

Adam Smith’e karşı Karl Marx’ı düşünürseniz Adam Smith’in verimin önemi konusunda çok önemli bir görüşü vardı. İğne fabrikası örneğini verirdi. İğnelerin 12 farklı aşaması olduğunu söylerdi ve bir insan bütün 12 aşamayı yaparsa üretim çok düşük olurdu. Ama bir insan birinci aşamayı yaparsa ve başka bir insan ikinci aşamayi, diğeri üçüncüyü şeklinde giderse, Üretim olağanüstü düzeyde artabilir. Gerçekten de, bu harika bir örnek ve Sanayi Devrimi’nin ve verimliliğin sebebidir. Öte yandan Karl Marx emeğin yabancılaşmasının insanların yaptıkları şeyle ilişkilerini düşünmelerinde inanılmaz önemli olduğunu söyledi. Eğer bütün 12 aşamayı siz yaparsanız, iğneye önem verirsiniz. Ama her seferinde sadece bir aşama yaparsanız, belki o kadar önemsemezsiniz. Sanırim Sanayi Devrimi’nde Adam Smith Karl Marx’tan daha doğruydu ama gerçek şu ki, bizler değiştik. Artık bilgi ekonomisindeyiz. Kendinize sorabilirsiniz, bilgi ekonomisinde ne olur? Verimlilik anlamdan hala daha önemli midir ?

Bence cevap hayır. Bence insanların çabaları, dikkatleri, verdikleri önem, hissettikleri bağ konularında kendileri karar vermeleri gerektiği durumlara doğru ilerledikçe ve işe giderken ve duş alırken emekleri hakkında düşünürlerken bir anda Marx bize daha çok şey anlatabiliyor. Yani emek hakkında düşünürken, genellikle motivasyon ve ödemeyi eş alırız ama gerçekte daha birçok farklı şey eklememiz lazım anlam, yaratım, zorluklar, sahiplik, kimlik, gurur… vs

Bütün bu bileşenleri ekleyip düşünürsek, kendi anlamımızı, gururumuzu, motivasyonumuzu nasıl yaratabiliriz diye, ve bunu iş yerimizde ve çalışanlarımız için nasıl yaparız diye, bence insanları hem daha üretken hem de daha mutlu yapabiliriz.

Dan Ariely 

Davranışsal ekonomist 

Kaynak: https://www.ted.com/talks/

2 YORUMLAR

  1. Bu yazının doğruluğuna “vatan borcu” olan askerlik görevimi yaparken bizzat tecrübe edinerek inanıyorum. Komutan; biz üniversite okumuş kısa dönem askerlerden bir şeyler yapmamızı istedi. “Elinizi taşın altına koyun, buraya bir şeyler katın.” dedi. Biz 5 kısa dönem arkadaşta bir şeyleri düzeltmeye sistemleştirmeye çalıştık. Bunu yaparken çok yorulduk, insanlarla tartıştık, çok engellerle karşılaştık. Bütün bunlara rağmen bir şeyleri başarmıştık ki bizden bir şeyler yapmamızı isteyen komutan sanki hiç o konuşmayı yapmamış gibi bütün emeklerimizi yok sayıp “bizden değiştirmemizi istediği sistemi, bizim sistemi ezip geçerek geri getirdi.” Bunu yaparken de sanki hiç bir şey olmamış bizler hiç bir çaba göstermemişiz, yapılan tüm emeklerimiz değersizmiş hissi vererek yaptı. Bunu yaptıktan sonra birliğimizle alakalı tüm çalışma isteği ortadan yok oldu gitti. Son bir ayımızı hiç bir şeyi önemsemeden geçirdik. Hatta ben bireysel olarak bir kaç gün yada hafta tam kestiremiyorum, depresyona bile girdim. Ama artık çok ŞÜKÜR geçti gitti. Bu olayda benim için acı ama tecrübe dolu bir anı olarak hafızama kazındı.

  2. Abdülfettah bey, değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bu deneyle birebir örtüşen bir örnek vermişsiniz aslında. Hayatta yönetme ve yönetilmenin her alanda olduğunu düşünürsek, herşeyden bir çıkarımda bulunmak mümkün. Bu çıkarımları doğru tespit etmek ise bilgi ile mümkün. Sizde bu örnekle aslında her alanda yönetimin tecrübe kazandırdığını göstermiş oldunuz. Teşekkürler

Bir Cevap Yazın