İşsizlik Yok, Yeteneksizlik Var

0
307
Businesswomen shaking hands

Güzide yurdumuzda kadınların ve (kadın-erkek) gençlerin başındaki en büyük musibet işsizlik. Bu cümleye bakıp “demek ki erkeklerin işsizlik sorunu yok” sonucunu çıkarmayın. Onlar “nispeten” daha “çalışır” durumdalar.

Ekonomi sözlüklerine göre çalışmakta olan ya da çalışmak isteyip de iş arayan kesime “işgücü” deniyor. 15-65 yaş arasındakiler “iktisaden faal nüfus” olarak tanımlanıyor. Bunların içinden askerlik yapanları, hapishanelerdekileri, hastaları, çalışmayacak kadar sakat olanları, öğrencileri, emeklileri, ev kadınlarını ve rantiyeleri çıkarınca kalan nüfus işgücünü oluşturuyor.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de (çalışabilir) her 100 erkekten 70’i, her 100 kadından 26’sı, her 100 gençten 26’sı az ya da çok ekonomik özgürlüğüne sahip, yani çalışıyor. Tersten bakarsanız her 4 kadın ve gençten 3’ü çalışmıyor.

İşsizlik özellikle lise ve daha alt seviyede eğitim alan kadınlar için daha büyük bir sorun. Lise ve altında eğitim alan kadınların yüzde 88’i işsizken, erkeklerde bu oran yüzde 32. Üniversite mezunlarına baktığımızdaysa kadınlar makus talihlerini yenme yolunda gayretli görünüyor. Bu kesimde kadınların yüzde 29’u, erkeklerin yüzde 16’sı işsiz.

Şimdi, neden bu kadar rakamı peş peşe sıraladığımıza gelelim. Siz bakmayın ekonomik kriz, durgunluk, işsizlik haberlerine. Şirketlerin başında da çok büyük bir musibet var: Yetenekli çalışanları bulmak ve hadi buldun, bir de onları kaçırmamak.

Türkiye’nin yüzde 14,5’luk korkunç işsizlik oranına bakıp da “Kapılarda bu kadar insan varken şirketler bunları neden almıyor?” diye düşünmeyin. “Ne iş olsa yapanları”, “Hamiline kart sahiplerini”, “Ailenin gerizekalı mahdumuyla kerimesini” sorgusuz sualsiz işe alma dönemi çoktan bitti. Bu bitişin nedeni elbette şirket yöneticilerinin rüyalarına giren ak sakallı dedelerin öğretilerinden kaynaklanmıyor.

Dünya kaynakları kısıtlı ve tükeniyor. Dünyanın bir ucunda yaşanan bir kriz kısa sürede dünyanın diğer ucunu etkiliyor. Bu krizin “mali” ya da “fiziki” (6 günde dünyayı felç eden Eyyafyallayöküll yanardağı gibi) olması fark etmiyor. Bu kadar kısıtlı girdiden en yüksek çıktıyı elde etmek için “kol gücünden” çok “zihin gücü” yani yetenek gerekiyor. Aynı işi yapanların, “bakın biz farklıyız”ı göstermeleri, tüketicinin “cebine ve kalbine aynı anda girmeleri” için önce yeteneklilerin “aklına girmeleri” gerekiyor. Bu işi kim yapacak? İnsan yönetenler. Yani yalnızca İK yöneticileri değil, bir şirkette adına yönetici denilen herkes!

Monster nisan ayında bir kitap yayınladı. Monster yöneticileri tarafından yazılan Yetenekleri Bulmak (Finding Keepers) isimli kitapta “yetenek bulmanın ve tutmanın sırları” onlarca örnekle anlatılıyor (Kitap piyasada satılmıyor. Edinmek isteyenler Monster’a mail atabilirler).

İnsan yöneticilerine hitap eden kitapta “işveren markası” kavramı anlatılıyor. İşveren markası, yeteneğin peşindeki insan yöneticilerinin şirket markasını bir pazarlamacı gibi yönetmesini anlatıyor. Bu nasıl mı olacak? Öncelikle iş arayanların “insan” olduğunun farkına vararak, onlara saygı duyarak, değer vererek olacak. Sonra da “pazarlama araçları” kullanılacak. Örneğin doğru düzgün bir web siteniz olacak, bu siteye CV gönderen insanlara dönüş yapacaksınız, iş görüşmesine gelenleri “evinize gelen misafirler gibi” ağırlayacak, kapıya kadar geçireceksiniz. Ofisinizi “içinde çalışmak için can atılacak” bir şekle sokacaksınız. Şirketinizdeki “zehirli”, kimseye saygısı olmayan, “dediğim dedik” yöneticileri sepetleyeceksiniz. Her zaman “doğruları” söyleyeceksiniz, kıvırmayacaksınız, sallamayacaksınız, yerine getiremeyeceğiniz sözler vermeyeceksiniz. İşe “şimdilik” almadığınız insanlarla irtibatı kesmeyeceksiniz, işe aldıklarınıza “çevrende senin gibiler varsa onları da getir” diyeceksiniz. Pazarlama ve kurumsal iletişim bölümlerinden destek ve bilgi alacaksınız, medyada “yetenekliler için he kadar şahane bir işyeri olduğunuza dair” haberlerinizin yayınlanması için çalışacaksınız. Ürün ya da hizmetlerinizden yararlananlar bir gün çalışanınız olabilir, müşteri hizmetlerinize önem vereceksiniz, “gelecekteki çalışanlarınıza” iyi davranılmasını sağlayacaksınız vs vs…

256 sayfalık kitaptan benim aklımda kalanlar bunlar, ama çok daha fazlası şu anda elimin altında duran kitapta. Şirketinin ömrünü uzatmak, farklılığı yaratmak, yeteneklilerin nasıl bulunacağını ve tutulacağını öğrenmek, kendi işini kurmak ve “insan için işyeri” nasıl bir yermiş anlamak isteyenlere öneriyorum.

 

Bir Cevap Yazın