Sanayicinin 4 Temel İlkesi

0
291

Sanayi, bir ülkenin global piyasalarda rekabetçi olabilmesinin birincil koşullarından birisidir. Sanayi üretimi, ara ve ana ürünlerde öz sermaye girdileri ile yapıldığı taktirde, global piyasalarda önemli bir artı değer oluşturabilmektedir. 21. yüzyılın temel parametrelerinden birisi haline gelen “Değer Oluşturabilme” nosyonu, bir ülkenin GSMH’ sinden kişi başına düşen gelire kadar geniş bir yelpazede etkindir. Bir ülkenin oluşturduğu söz konusu “Değerleri” ise kendi öz sermayesi, kendi ham madde kaynakları ve öz işgücü ile ortaya koyabilmesi elzemdir. İşte, o noktada üretilen değer gerçekten anlamlı ve rekabetçi olabilmektedir. Buna ek olarak global piyasaların en temel rekabet üstünlüğünü sağlayan Sanayi sektörü, makro boyutta küresel politikaların önemli bir retoriğidir.

Makro boyutta, ülkelerin temel rekabetçilik unsuru olan Sanayi sektörü, bir yandan gümrük duvarları ile korumacılık çerçevesinde sıkı bir koruma altında iken, diğer yandan ulusal politikaların en temel argümanlarından birisi haline gelebilmektedir. Küresel ekonomide, çatışmadan işbirliğine giden süreçte, özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde ortak planlama ve uygulama aşamalarının uygulandığını görmek mümkündür. Ortak Pazar ve Sıfır Gümrük ilkesinin uygulandığı Free Trade Area’lar, benzer otomasyon ürünlerinde ülkeler arasında iş bölümünü meydana getirmektedir. Malthus’un nüfusa oranla iktisadi teşebbüslerin planlanması doktrini, öte yandan Adam Smith’in ekonomide ki görünmez eli, başta Avrupa Birliği olmak üzere, dünya küresel piyasalarına felsefi bir zemin ve üretim nosyonu kazandırmaktadır. Örneğin, Wolksvagen markasına sahip olan Almanya ile Pevgeout markasına sahip olan Fransa, aynı zamanda AB’nin iki temel lokomotif ülkesidir. Çoğu zaman benzer segmentlerde ki araçlarda rekabet yerine işbirliği politikasını benimseyen Avrupalı sanayici yaklaşımı, global ölçekteki rekabetçilik katsayısını arttırmakta ve bu noktada etkin bir ekonomik aktör olmaktadır.

Mikro boyutta baktığımızda ise, Türkiye’de Sanayi nosyonunun oluşumunda benzer rekebetçilik karsayısına sahip ülkelere oranla geç kalındığını ifade etmek mümkündür. Sanayici olmak ile İş adamı olmak arasında ki farkı, Sanayi sektörünün temelinden yetişenler oldukça iyi bileceklerdir. Sanayicilik, ilk etapta yapılan üretimin başta çalışanlarınıza sağlanan katma değer olmak üzere, ülkenizin bölgesel ve küresel ekonomide rekabetçi olmasına de doğrudan destek demektir. Küresel ekonomide etkin bir ülke, her gün peşi sıra göğe yükselen binalar ile değil, büyük arazilere kurulan ve makinelerin 24 saat çalıştığı makinalar ile sağlanacaktır. İşte tüm bu kalkınmayı sağlayacak olan Sanayici ve Sanayici gibi düşünebilme nosyonuna kavuşacak olan devlettir.

Tam da burada, Sanayici olmanın 4 temel ilkesi gündeme gelmektedir. Sanayiciliği kendilerinden modelleyerek öğrendiğim değerli büyüğüm Dr. Nevzat Demir’e göre, Sanayici ilk olarak “Bilgi Tasavvurlu Hayal Gücüne” sahip olmalıdır. Yani, Sanayici için fikirsel düzeyde olmazlar yerine, temeline bilgi ve araştırma konularak “olabilirler” ve “yapılabilirler” vardır. Sanayici ilk etapta güçlü bir araştırma yeteneği, bunun üzerine de onunla eş orantıda hayal gücüne sahip olmalıdır. Hayal gücünün, girişimciliğin temel parametresi olduğu her zaman vurgulanmaktadır. Sanayicinin burada ki farkı ise, bunu global ölçekte fikirsel üretim alt yapısını sağlayacak düzeye taşımaktadır.

İkincil olarak, Sanayicinin “Enerji girdilerine” ”ciddi oranda hakim olması gerekmektedir. Üretim planlaması ve Satın Alma parametrelerinin en temel girdi ve yönetim unsuru olduğu Sanayide, Enerjiyi uzun zaman diliminde ucuza mal edebilmenin yolları sürekli aranmalıdır. Öte yandan, gerçek bir Sanayici için aynı zamanda gurur unsuru olan ödenen vergi ve enerji ücretleri, ancak adil bir enerji girdi sürecinin sağlanabilmesi ile mümkün olabilecektir. Üretim planlamasında, saniyeler üzerinden makinalarınızın sarf ettiği enerjiyi birim ürününüzün mailiyetine doğru yansıtabildiğiniz ölçüde, hem mikro hem de makro piyasalarda rekabetçilik sağlayabilmektesinizdir.

Sanayicinin üçüncü temel ilkesi ise, “Yönetişim” kavramıdır. Yönetişim ise, 21. Yüzyıla doğrudan atıfta bulunan kavramların başında gelmektedir. Yani, İşletmeyi meydana getiren tüm üretim planlaması, çalışanlarınız ve bunlara ek olarak müşterilerinizle birlikte, işletmenizin içerisinde bulunduğu ekonomik ve hukuksal çevre yönetişim kavramını meydana getirmektedir. Yani, Sanayici tüm bunlarla iç içe ve tüm bu unsurları bünyesine dahil edecek bir üretim ve yönetim yaklaşımına sahip olmalıdır. Öte yandan, Sanayinin gerek mikro ve gerekse de makro seviyede tartışıldığı Sanayi ve Ticaret odalarının faaliyetlerini sıkı bir şekilde takip edilmeli ve mümkünse bunun karar verici noktalarında yer alınması gerekmektedir. Sanayi, bu yönleriyle global bir yönetişim algısını zorunlu kılmaktadır.

Sanayicinin son olarak sahip olması gereken özellik ise, “Empatik” olabilmektir. Yani, tüm bu süreçleri takip eden Sanayici kendi kendisini kontrol edebilen bir yapıya sahip olabilmelidir. Pazarlamasını yapacağınız ürünün alıcısı ilk olarak siz olmalısınız. Üretilen ürün, gerçekten kalite standartlarına sahip mi? Maliyetleri ile piyasa rekabeti arasındaki ilgileşim sizi gerçekten tatmin ediyor mu? Yani siz bu ürünün alıcısı olsanız gerçekten buna katma değer kazandırır mısınız? İşte Sanayici, bu nosyonda olmalı ve her çalışma sürecinde ortaya koyduğu ürünleri tüm bu süreçlere egemen olacak bir şekilde meydana getirmelidir. Türkiye için temel stratejik sektörlerin başında gelen Kauçuk Sanayi’de bu yaklaşımları bünyesinde bir araya getirebilenler gerçekten başarılı olabilmektedir. Türkiye’nin global sanayide rekabetçi olabilmesinin önündeki en büyük engel ise, Ham Madde ithalatının ve Enerji girdilerinin yüksek olmasıdır. Bu noktada, Türkiye için Sanayi’de devlet ile işletmeciler arasında güçlü bir iletişim ağı ile orta vadede üretim rekabetçiliği ve satın alma gücü yükseltilmeli, ham madde ürünleri ithalatı ise kademeli olarak azaltılmalı ve öz kaynaklar ile üretim yapmaya ağırlık verilmelidir.

Netice itibariyle, Sanayici olmak Sanayinin dinamiklerine hakim olabilmek ve mikro ve makro düzeyde öz değer yaratabilmektir.

Bir Cevap Yazın