Türkiye'nin Endüstri Mühendisliği Platformu

Günümüzdeki İşletme Politikaları

0 119

Sürekli gelişmekte olan dünyada, bugüne kadar yüzlerce yönetim sistemi geliştirilmiş ve değiştirilmiştir. Her yönetim sistemi geleceğin sistemi olarak belirlenmiş ancak 5-10 sene içerisinde yerini yeni bir sisteme bırakmıştır. Hal böyle olunca şirketler için yeni yönetim modellerini takip etmek elzem haline gelmiş hatta bir süre bu konulardan uzak kalınca demode bir yönetim anlayışı belirlemeyen rakiplerinin gerisinde kalmışlardır.

Günümüzde (2005 ve sonrası için) 2 çeşit ana yönetim modeli ön plana çıkmaktadır.

İlki az işçilik, az maliyet, ucuz fiyat ile kaliteli ürünü yakalama prensibi. Bu akımın öncülerinden Wal-Mart, kendisini tedarik zinciri ve lojistik faaliyetlerine odaklamış, burada getirdiği yenilikler ile maliyetlerini düşürmüş, yaptığı büyük anlaşmalar ile de kaliteli ürünleri ucuza sunma imkanı bulmuştur.

İkinci yöntem ise farklılık yaratarak, ürünü rakiplerinden daha fazla fiyata satarak karlılığı artırma yöntemi. Bu yöntem biraz daha uzun sürede gerçekleştirilebilecek ancak direk karlılığı etkilediği için getirisi daha büyük olabilecek bir sistemdir.  Günümüzde en iyi uygulayan şirketlerden biri Apple’dır. İcatlar meyvesini birkaç senelik süreçten geçerek, altyapısıyla birlikte gelmiş ve ürün istediği fiyatlardan tüketiciye ulaşmıştır.

Bu 2 yöntemle birlikte yan yöntemlerde türemiştir.

Rakiplerden yararlanma tekniği (Samsung, Audi), Çok ürünlülükten az ürünlülüğe yönelme ve uzmanlaşma isteği (Unilever) ve sıfır maliyetle küçük adımlarla ilerleme tekniği (Yazılım firmaları) örnek gösterebiliriz.

Ancak tüm yöntemlerin ortak özelliğinde maliyetler yer almaktadır, hepsinde de maliyetlerin azaltılması, az kişiyle çok iş, kaliteli ürünü en verimli şekilde çıkarabilme temelleri yatmaktadır. İşte bu noktada mühendislere iş binmekte, teknik olarak ürünü tanıyan pazarlamasını yapabilen, stratejisini etkileyecek istatistikleri tutabilen, matematiksel modellemesini yapabilen, hatta sunumdaki hataları benzetimle çözebilen bir Endüstri Mühendisi ihtiyacı doğmaktadır.

Geçtiğimiz yüzyılda satış odaklı çalışan şirketlerin hemen hemen hepsi günümüzde müşteri odaklı çalışmaya başlamışlardır. Artık satışın öneminden çok, fiyatlandırma politikası ve karlılık ön plana çıkmış, bu konuda çalışmalar yoğunlaşmıştır.

Kriz ortamında bile başarılı olan şirketlerin birtakım ortak özellikleri var, bu konudaki ilgim nedeniyle incelediğim tüm şirketlerde hep aynı özellikleri görmekteyim. (spesifik olarak farklılaşma özelliği haricinde). Şöyle özetleyebilirim.

– Genelinde şirketler basit yönetimleri benimsemişler, hiyerarşi ortadan kalkmış, 100 çalışanın yeraldığı bir şirkette üst yönetimde en fazla 3 kişi bulunmaktadır, orta kademe yöneticiler direk üst yönetime bağlanmış ve hiyerarşide 3 veya 4 basamaktan fazlası olmamaktadır.  Bu durum bürokrasiyi ortadan kaldırmış, şirketlere hız ve çeviklik kazandırmış, kararların uygulanabilirliğini artırmış ve çalışanları yönetime yaklaştırmıştır.

-Sorumluluk vermekten kaçmıyorlar. Şirketler yeni aldığı veya içerisinde yetiştirdiği değerlere sahip çıkarak şans tanıyor, başarısız olması halinde arkasında duruyorlar. Tabii şirketin geleceğini etkileyecek kötü kararlarda ise düğmeye basıp acil eylem planlarını ortaya döküyorlar. Farkettiğim bir özellik ise bu eylem planlarının önceden hazırlanmayışı, yani özetle şirketlerin bir kurtuluş planı yok. “Gemileri yakmak” deyimini tam anlamıyla uyguluyorlar. İnanç olgusu gelişmiş durumda, eğer bir sıkıntı başgösterirse çevik yapılarıyla buna karşılık verebiliyorlar.

– Bütçe, tahminleme, istatistiksel çalışmaları yıllık değil günlük yapıyorlar. Geleceği tahminlemek talebe göre yorum yapmak yerine, görerek hatta somut örneklerden yola çıkarak yön veriyorlar.  Apple’a bir bakalım, çok güvendiği bir ürünü piyasaya çıkarmadan önce rakiplerini bekliyor, adımını atmadan önce sıçrama hamlesini iyi yapıyor ve çıktığı anda iki adım önde başlıyor yarışa, önemli olan hızlı çıkış değil, istikrarlı bir hızlanış olarak bakıyorlar.

-Rakiplerini iyi tanıyorlar ve güçlü özelliklerini kullanabiliyorlar. Audi örneğine bakalım. Dünyada bu işi en iyi yapan firmalardan biridir Audi. Reklamlarının çoğu rakipleriyle alakalıdır. Audiden çok önce yarışa giren Mercedes ile dalga geçen reklamını hatırlayalım. Mercedes sahibi yolda giderken havalı havalı aynada saçlarına bakarken, rahatlığı konforu ile ön plana çıkıyor, kaliteli olması özgüven yaratması da cabası gibi duruyor. Daha sonra Audinin içine giriyoruz ve şoför aynayı sadece arkadan gelen Mercedes’ler için kullanıyor. Anlatılmak istenen Mercedes’in tüm özelliklerinin haricinde hızınında ötesine geçerek rahatlığın da rahatlığı vurgusu yapılıyor. Müthiş değil mi? Diğer reklamlarında da lüks otomobillerin hepsini ayrı ayrı özelliği tanıtılıyor, ancak en sonunda tümünün anahtarları yanyana konulunca anahtarlıkları Audi’nin amblemini oluşturuyor. Bütün bu reklamlar rakipten güç alma stratejisinin ürünü.

 – Çalışan sayılarını optimumda tutuyorlar, büyüme kaygısı içerisinde kapasitemizi artıralım diye bakmıyorlar. Kar getirmeyen müşteriyi silebiliyorlar, asıl nişlere yöneliyorlar.

– Sürekli inovasyon içerisindeler,” bu olmuş” havası yok hiç bir zaman. Hep daha iyiye gidebilme arzusu var.

– Yeni ürünler denemekten çekinmiyorlar ancak günümüzde artık yeni ürün çıkarmak riskli hale geldi, artık insanlar bildikleri ürünleri kullanışlı hali ile görmek istiyor. Tüplü tv’lerden sonra çıkan Led tv’ler ve plazmalar buna örnek teşkil ediyor.

– Başarılı şirketlerin hemen hepsinde bilişimsel sistemler yer almakta, artık elle düzeltilen kontrol mekanizmasının yerini yazılımsal denetimler aldı. Hem vakit kazandıran hem maliyet açısından faydalı olan teknolojileri entegre etmede hiç çekinmiyorlar.

– Eskiden olduğu gibi saatlerce toplantılar, departman paylaşımları olmuyor. Bunun yerini ayaküstü paylaşımlar, departman sorumluluklarının kara etkisi gibi konular yer alıyor. Her departman etki ettiği ölçüde kardan pay alıyor ve bunun sorumluluğu departman liderlerine veriliyor. Gerisi ise Gene müdürlerin bakış açısına bırakılıyor. Resmi çizenlerin arzusu, resmi inceleyene de yansıyor ve aldığı zevk katlanıyor.

– Hedeflerini kendileri koyuyorlar, piyasa şartlarını önemsemiyorlar. Eğer 2 milyar alıcısı var ise, geri kalan 4,5 milyara neden satmıyoruz düşüncesinde yer alıyorlar. MArs’ta hayat olsa oraya bile açılma düşünceleri gerçekleşebilir. (Bu noktada öze dönüp karını artırmak isteyen bazı şirketlerin parasız müşterilerden vazgeçme politikasıyla çelişebiliyor) (hangisinin etkili yöntem olduğunu kestirebilmiş değilim, ancak üretim varsa pazarı genişletme, eğer hizmet varsa karlı müşteriye yönelme durumunun daha etkili olacağını düşünmekteyim)

Girişimcilik konuları artık çok fazla hayatımızda yer almakta. Bu bilgiler girişimci ruhu taşıyan arkadaşlara da bir nebze yön verebilirse amacımıza ulaşmış oluruz. Bilgilerinizin paylaşılması ve çoğalması dileğimle.

Evren ERARSLAN

Endüstri Mühendisi

Strateji ve İş Geliştirme Md.Yrd.

Bir Cevap Yazın