fotoğraf-2

Prof.Dr.Muzaffer Kapanoğlu İle Röportaj

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Muzaffer Kapanoğlu ile Endüstri Mühendisliği hakkında tecrübelerinin ve görüşlerinin yer aldığı bir röportaj gerçekleştirdik.

  1. Öncelikle sizi tanıyalım hocam, kimdir Muzaffer KAPANOĞLU?

Üniversite 1.sınıf 1.dönemde akademisyen olmaya karar vermiş bir Endüstri Mühendisi’dir. Dolayısıyla Endüstri Mühendisliği’nin akademisyenlik tarafıyla çok ilgilendim. Mesleği yeniden tanımlama; mesleğin koşullarını, özelliklerini yeniden tanıtma yönüyle baktım. Endüstri Mühendisliği’nin değişim mühendisliği olduğunu düşünüyorum. Bütün kariyerimi de endüstri mühendisliğinin öncelikle kendisini nasıl değiştirmesi gerektiği konusuna ayırdım. Dolayısıyla bütün çalışma alanlarımda ortaya koyduğum dersler hep bu bakış açısının ürünüdür. Bu yönüyle de program geliştirmeyi, yeni dersler eklemeyi, çağın ve endüstri mühendisliğinin ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirme yönüyle bakmışımdır.

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimlerimi Anadolu Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde tamamladım. Aynı bölümde lisans mezuniyetimin ardından araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Bu bölümün yurtdışında eğitim hakkı kazanan ilk mezunu oldum.

  1. Doktoranızı University of South Florida’da yapmışsınız. Size kazandırdığı deneyimler nelerdir?

Doktora eğitimimi yaptığım üniversitede bilgisayar mühendisliğini yan dal olarak yaptım. Endüstri mühendisliğinin eksik olduğu bazı bilgisayar ile ilgili konuların nasıl çözüm setine alınabileceği, hangi eğitim programlarıyla öğrencilerin bilgisayar ve bilişim konularındaki eksikliklerinin kapatılabileceği konusunda bir takım düşünceler geliştirmeme katkı sağladı. %70 endüstri mühendisi % 30 bilgisayar mühendisi olarak düşünülmem de doğru diyebiliriz. Ayrıca University of South Florida’da instructor olarak dersler verdim. Doktora eğitimimde yapay zeka tekniklerinin endüstri mühendisliği problemlerine uygulanmasında çalıştım. Genetik algoritmalar konusunda yapılan ilk çalışmaydı. Dolayısıyla üniversite için de yeni çalışmalar yapmış oldum.

Türk Öğrenci Derneği kurulması ve gelişiminde öncü bir rolüm olmuştur. Amacımız sadece Amerika’daki deneyimlerimizi ülkemize getirmek değil orada da Türk kültürü ve anlayışını pozitif yönüyle anlatabilmekti. Nitekim bu amacımızı doğrular nitelikte geri dönüşler aldığımızda güzel işler yaptığımızı bir kez daha anlamış oluyorum.

  1. University of South Florida’da doktora eğitiminizi tamamladıktan sonra Türkiye’de Karar Destek Sistemleri alanında çalışmalar yapmışsınız. Süreci anlatır mısınız?

KDS endüstri mühendisliği bölümlerinde yer bulamamış bir dersti. Sebebine gelecek olursak KDS bilgisayar ve programlama, bilgi teknolojileri alanında bir birikimin yanında bir endüstri mühendisliği anlayışını iyi hazmetmiş olmayı gerektiriyordu. Böyle karma ve öncü bir rolü yerine getirecek şekilde eğitilmiş bireyler azdı. Dolayısıyla karar destek sistemleri dersi EM programlarında ya hiç olmayan ya da olması gereken yere gelememiş idi.  Yurda döndüğümde Anadolu Üniversitesi ikiye bölünmüş idi ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Osmangazi Üniversitesi bünyesinde kalmış idi.  Bölümde benim verebileceğim bir dersin mevcut olmadığı ancak istersem seçimlik ders açabileceğim belirtildi.  Dünyanın en iyi %1’lik dilimindeki bir üniversite doktorasını Alpha Pi Mu onur öğrencisi olarak tamamlamış biri olarak bunun beni şaşırttığını belirtmeliyim.  Bana ihtiyacı olabilecek başka üniversitelere gitmeme de izin verilmedi.  Yapabileceğim en iyi şey bana sunulan seçimlik ders açma teklifini değerlendirmek oldu. Bu koşullarda  Excel VBA ortamından yararlanarak vermeyi düşündüğüm KDS dersini önerdim. Çünkü kendine ait teknolojik çözümleri olmayan bir meslek mühendislik olamazdı. Özellikle endüstri mühendisliği yıllardır çok iyi anlaşılmış bir meslek olamadı. Daha fiziksel nesnelerle doğrudan ilişkilendirilen mühendislikler (İnşaat, makine, elektrik vb) daha kolay anlaşılmış ve toplumsal açıdan benimsenme sorunu yaşamamışlardır. Sistem mühendisliği anlayışındaki endüstri mühendisliğinin topluma anlatılması çok da kolay olmamıştır. Çünkü sistem olması, sistemin tasarım ve yönetim işlevini ortaya çıkarıyor, yanısıra bu işlevin bilimsel olması da mühendislik bağlamında gerçekleşiyordu.  Bu kavramların farkedilmesi zaman almıştır. Bağımsız, kendi özgün çalışma alanı olan endüstri mühendisliği mesleği kendini kabul ettirmiş değildi. Dünya genelinde gözlenen, endüstri mühendisliği kimlik sorununda en büyük pay, EM’lerin düşüncelerini gerçek hayata çevirebilmek için bireysel hareket edememe eksikliği yatar. Sistemle ilgili kararlar alırken bireysel olma şansınız yok. Özellikle de bir düşünceyi programlamanız gerektiğinde, bu fikirlerinizi gerçek hayata yansıtabilecek bilgisayar mühendisi ya da bilişimciyle paylaştığınızda, bazı durumlarda o kişiyi de kendiniz kadar eğitebilmeniz gerekmektedir. Ciddi bir ikilemde kalıyorsunuz. Başkalarını kazanmadan siz adım atamıyorsunuz. Bu önünüzde büyük bir engel.  Bunu aşabilmenin tek yolu, bilgisayar programlamayla kendi fikirlerini hayata geçirmeye ve onların uygunluğunu ispatlayacak hesaplama yöntemlerini bilgisayar teknolojilerini kullanabilme becerisine bağlıydı. KDS dersi ile bu sorunun önüne geçebileceğimi düşünüyordum. Şansımın yanımda olduğu kısım ise dersi önerdiğim yıl ilk defa Microsoft Excel’e VBA dediğimiz dili tam anlamıyla ekledi (Yıl 1997). Daha önce VBA diliyle destekli değildi Excel. Dolayısıyla ben daha önce kullanıp eğitimini aldığım C++ gibi sıradan bir kullanıcı için oldukça ağır olabilen diller yerine Excel VBA gibi her kullanıcının kendine uygun bir şeyler bulabileceği ortamla, bu bağımsız bir EM buluşturabileceğimi düşündüğüm dönemde böyle bir eklenti olunca dersin de önü açılmış oldu. Böylece Excel VBA ile Karar Destek Sistemleri dersini dünyada ilk kez koymuş olduğumuzu düşünüyorum. Tabii böyle bir dersin ilk defa konuyor olduğunu düşündüren sebeplerden biri de aslında bu yılların bu şekilde çakışmasıdır. Dersin konuş yılı 1997, VBA’nın Excel’e geliş yılı 1997. Dolayısıyla bu tarz bir dersi 1996’da başka birinin pratik olarak yapma ihtimali yok. Ancak o da 1997’de yapmış olabilir. Öyle bir durumla karşılaşırsam da memnuniyetle paylaşırım. (Bu konuda bilgi sahibi olanlar bana erişebilirler.) KDS’ye beni hazırlayan University of South Florida olmuş oldu. Çünkü sundukları programda benim bir doktora yandalımın (minor) olma zorunluluğu vardı. Sipsivri bir endüstri mühendisliği lisansı, endüstri mühendisliği yüksek lisansı, endüstri mühendisliği doktorası olan “kendi disiplinleri, yöntemleri dışında dünyayı görme yeteneği olmayan bir endüstri mühendisinden biz doktora çalışması yapılmasını tercih etmiyoruz” bakışı vardı. Fakültenin bendeki yansımaları bu şekilde oldu. Bunu da ülkeme çok doğru bir şekilde getirdiğimi düşünüyorum bu şekliyle.

  1. ESOGÜ’ye Enformatik Bölümü ve birçok dersin okutulmasında katkılarınız olmuş. Karar aşamanız ve hayata geçiş süreci nasıl işledi?

Enformatik bölümüyle diyaloğumuz şöyle oldu; doktoradaki yan dalım (minor) bilgisayar mühendisliği olduğu için Türkiye’ye döndükten sonra, YÖK “Teknoloji çok hızlı değişiyor, teknoloji dersleriyle her mesleğin ortak kesişimleri çok fazla, bu gelişimleri takip edip üniversitelere ve bilimsel programlara bunu kazandıracak ayrı birimler olmadıkça insanlar asıl işlerini bırakıp teknolojiyle mesleklerini buluşturamazlar, bir şekilde birileri bu işlevleri görev edinmeli.” düşüncesinden yola çıkarak bazı bölümler açtı. Bu bölümlerin misyonunu üstlenecek öğretim üyeleri ODTÜ Enformatik Enstitüsü’ndeki bir programda 1 yıl boyunca eğitime tabi tutuldular. Bizim üniversite adına bu eğitime ben katılmış idim. Böylelikle enformatik bölümleri ve bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi programları (BÖTE) açılmış oldu. Enformatik programlarıyla bütün üniversitelerde bilgisayar derslerinin BÖTE’lerle de hatta liselere kadar bilgisayar derslerinin geliştirilmesi, programlara entegre edilmesi ve insanların bilgi teknolojisi okur-yazarlığının ötesinde bir takım beceriler kazandırılması hedefleniyordu ama kadrolaşma konusunda enformatik bölümleri modellemesi doğru yapılmamıştı. Yani bölümler oluşturulmuş fakat içlerinde kadro yoktu. Kadro olmaması da  bana şunu çağrıştırdı. Bir kişi sınıflara girerse günde 8 saat ders verse, hafta maksimum 40 saat ders verebilir. Ama bu kişi bir ders yönetim sisteminden yararlanırsa belki binlerce kişiye aynı süre içinde erişip ders verebilir. Dolayısıyla biz bu bilgisayar, bilişim teknolojilerini bilen insan havuzunu çok kısa sürede arttıramayacağımıza göre ders yönetim sistemleriyle bunların sunduğu hizmeti çoğaltabiliriz diye düşündüm. 2005 yılında Moodle Tabanlı Ders Yönetim Sistemi’ni ESOGÜ’de hayata geçirdim. Bu seçtiğimiz teknolojiyi 2015 yılında ODTÜ benimsedi. Bunu söyleme sebebim ODTÜ bizim gurur duyduğumuz üniversitelerden biri ve onlardan 10 yıl önce aynı teknolojiyi benimsemiş olmak da bizim için gurur verici bir referanstır.

Derslerin okutulması kısmına gelirsek;

ESOGÜ’de Kesikli Sistemler, Algoritmalar, Sezgisel Yöntemler, Genetik Algoritmalar, KDS ve Uzman Sistemler derslerinin konmasında önerilerde bulunan ve açan ben oldum. Bu derslerin verilmesi gerekir mantığıyla önerdim, kendime ders yaratma olarak düşünmedim. İhtiyaç olduğunu düşündüğüm derslerdi. Ama sonradan bu derslere hoca bulamadığımız için hepsi benim üzerime kaldı. O yüzden de istediğimin çok üzerinde ders yüküm var. Onları da o dersleri sevecek, gönül vermiş birilerini bulmadıkça da emanet edemiyorum. Tabiî ki severek ve derslerin konmasındaki vizyonu sahiplenecek birilerini bulursam emanet edebilirim.

Kesikli Sistemler dersini ele alacak olursak, endüstri mühendisliği kesikli sistemlerin mühendisliğidir ama onla ilgili yapılar biz de ana ders programı içinde yer almaz ne yazık ki. Seçimlik derslerde yer alır. Yöneylem Araştırması içinde bir iki başlıkta en kısa yol belirleme gibi yer alırdı. Bu açıdan eksiklikler vardı.  Optimizasyon ruhu üzerine oturtulmuş bir endüstri mühendisliği programının kesikli sistemler ve algoritmalar konularındaki eksikliklerinin giderilmesi hedeflenmiştir.  Kesikli Sistemler olmadan da Algoritmalar gerçekten anlaşılamaz.

Algoritmalar dersine gelince, bilgisayar kullanmak demek endüstri mühendisleri için algoritmaları hayata geçirmek demektir. Bunları yapamıyorsa bir endüstri mühendisi bilgisayardan tam yararlanıyor değildir. Dolayısıyla öyle bir dersin olması gerekiyordu.  Sadece Simpleks Algoritması üzerine oturtulmuş bir endüstri mühendisliği anlayışını genişletme misyonuna sahip bir derstir.

Sezgisel yöntemler dersine gelince, yapay zekânın temeli sezgisel  ve metasezgisel yöntemler olup bu dersin 4.sınıfa eklenmiş olmasının sebeplerinden birini oluşturur. Doktora tezimde çalıştığım genetik algoritmalardan sonra ortaya çıkan bir dizi meta-sezgisel yöntemin öğrencilere anlatılmasına olanak sunmuştur. Genetik algoritmalar dersi Türkiye’de ve dünyada ilk açılan ve 1997 yılından bu yana lisansüstü düzeyde tek başına genetik algoritma ve genetik programlamayı konu alan nadir derslerdendir.

5.Üretim ve Servis Sistemleri Ana Bilim Dalı Başkanısınız bu alanı seçme sebebiniz nedir?

Bu biraz benim kontrolüm dışında gerçekleşti. Normalde Yöneylem Araştırması Anabilim Dalı’ndan yurt dışına gitmiştim ama gittiğim üniversite üretim ağırlıklı bir doktora tezi yaptım. Üretim ağırlıklı derken yapay zeka tekniklerinin üretim planlama ve çizelgelemede kullanılması üzerine esnek üretim sistemlerinde yaptım. Böylelikle ülkeme dönünce Yöneylem Araştırması’ndan kopmadan Endüstri Mühendisliği Bilim Dalında kaldım. Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün o alanda hocalara ihtiyacının olmasından kaynaklı bir durumdu. Ama orada da yeni dersler tanımla da biraz sorunlar oluştu. Daha sonra ana bilim dalları Yöneylem ve Endüstri Mühendisliği olarak ikiye ayrılırken benim hazırladığım bir yazı ile anabilim dalları Üretim ve Servis Sistemleri, Yöneylem Araştırması, İnsan Makine Sistemleri ve Kalite Yönetimi Anabilim Dalları şeklinde dörde çıkmış oldu. Böylelikle Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı’ndaki kişilerin Üretim ve Servis Sistemleri Anabilim Dalı’nda kalma durumu ortaya çıktı. Kendiliğinden gelişen bir durum ancak Üretim ve Servis Sistemleri Endüstri Mühendisliği’nin asıl konularını içerir. Bütün anabilim dallarını yan yana koyarsanız Üretim ve Servis Sistemleri dışındaki tüm anabilim dalları (Yöneylem Araştırması, İnsan-Makine Sistemleri, Kalite Yönetimi) hep diğer bölümlerden beslenirler.

Örneğin Yöneylem Araştırması, istatistik ve işletmecilik, İnsan-Makine Sistemleri makine mühendisliği ve tıp, Kalite Yönetimi ise gene istatistik bilim dallarından beslenir.  Ama Üretim ve Servis Sistemleri’nin anavatanı Endüstri Mühendisliği bölümleridir.

Üretim ve Servis Sistemleri’nde kaldığıma memnunum ama benim tercihim dışı gelişen bir süreçti. Endüstri Mühendisliği’nin en kritik konularının olduğu bir ana bilim dalında başkan olduğum için de mutluyum tabi ki.

6.Endüstri Mühendisi olmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında tıp fakültesine gitmekti hedefim fakat ilk yıl kazanamadım. Boş geçirmemek için Endüstri Mühendisliği Bölümü’ne kaydoldum. Başladıktan 2 ay sonra Endüstri Mühendisliği’ni keşfettim ve bir daha sınava girmedim. Endüstri Mühendisi olarak kalmak kendi tercihimdi. İstemeyerek bilinçli bir tercih yapmış oldum. Bir bölüme başlayıp orayı severek kalmaktan daha iyi bir şey olamazdı. Türkiye’de bu olanaksız ama Amerika’da olanaklı. University of South Florida’da Türk öğrenci derneği başkanı iken orada kulüp başkanlarına zaman zaman eğitimler ve kamplar yapılırdı. Yanıma dans kulüp başkanı düştü. Sohbetimiz şöyle gelişti; benim mühendis olduğumu duyunca hayret ve hayranlık içinde kaldı ve sonra kendi hikayesini anlattı. Kendisi de önce mühendislik ile üniversite hayatına başlamış. Aldığı iki dersten sonra mühendisliğin kendisi ile ilgisi olmadığını fark ediyor. Bir dönem sonra İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden ders alıyor ve oranın da kendisine uygun olmadığını fark ediyor. Sonraki dönem ise Güzel Sanatlar Fakültesi Dans Bölümü’ne kaydoluyor ve olması gereken yerde olduğuna gayet emin. Oradaki gezme noktaları olmasaydı doğruya ulaşamazdı. Bahsettiğim kişi Türkiye’de olsaydı mühendisti. Hayatı boyunca mutsuz ve dans etmeyi seven bir mühendis olacaktı ya da mühendis olması gereken kişileri dansçı yapacaktık onlar da hayatları boyunca mutsuz dansçılar olacaktı. Böyle bir şansı var Amerikalıların. Ben de kader, şansım daha etkili oldu. İstem dışı kaydolduğum bölüm ilgimi çekti ve araştırmalarım sonunda aslında yürümem gereken yolda olduğumu fark ettim. Endüstri Mühendisliği’nin insana çok yakın bir mühendislik olmasından etkilendim. İnsanla iç içe olmayan bir mühendislik olsaydı muhtemelen devam etmek istemezdim. İnsanı içine alan diğer mühendisliklere göre insana daha yakın olmasından dolayı daha sıcak bir bölüm.

  1. Akademisyen gözüyle Endüstri Mühendisliği’ni nasıl tanımlarsınız?

Endüstri Mühendisi problem çözen kişidir. Mühendis temelde böyledir. Her meslek yönetim hiyerarşisi içinde sorumluluklarının kendisinden farklı alt kademedeki insanlara göçerebilir. Mühendis bunun son basamağıdır. Mühendis ise bunları çözmek zorundadır. Başkaları ile işbirliği yapabilir ama bu işin yönetsel sorumluluğunu aktaramaz. Dolayısıyla mühendislik temelde toplumun, insanın, sistemin problemlerini doğrudan çözmekle birebir sorumludur. Temelde diğer pek çok alan (yönetim, felsefe, tarih vb) konuları tartışabilirler, düşünce belirtebilirler ama mühendis eninde sonunda o konuyu çözmek, sonuca kavuşturmak zorundadır. İşin başarımını başkasına devredip kendisi fikir adamı konumunu benimseyemez.

Problemlere sistem yaklaşımı kullanan mühendisliğe Endüstri Mühendisliği dersek yanlış olmaz. Çünkü diğer bütün mühendislikleri düşününce hep kendilerine özgün sınırlar çizmek mümkün. Endüstri Mühendisliği ise belediyelerden, politika geliştirmeye, reklam kanallarının optimizasyonundan, gelir optimizasyonuna kadar üretim sistemlerinin yeniden tasarımından yer seçimine kadar o kadar geniş alanlarda çalışma şansı bulunuyor ki bu da olaya sistem olarak bakmasından kaynaklı. Sistem bakışı aslında yıllarca önünde engel olmuştur Endüstri Mühendisliğinin anlaşılmasında ve pratik uygulamalar buluşmasında. Buna karşın, bugün artık bilginin ve teknolojinin bu kadar yaygın olduğu çağda tam da zamanının geldiği mühendislik, yani günümüzün mühendisliği aslında endüstri mühendisliğidir. Mesela Endüstri 4.0 ne demek?  Bu bir fabrikayı kendi içinde bağımsız bireysel olarak çalışan otomasyon adacıklarından çıkarıp komple otomasyona dönüştürmek demektir. Burada çok ciddi bir sistem bakışı gerekiyor.

Toplumların problemlerini çözerken sistem bakışı gerekiyor. Bunun nerelere uzantıları olabilir? Bu sistem bakışını mesleki birikim içinde ilk kullanan mühendislik Endüstri Mühendisliği’dir. Sistem mühendisliği yapısı onun için çok kritik. Diğer mühendisliklere göre sistem olabilme açısından çağımızın mesleği diyebiliriz.

  1. Endüstri Mühendisliği’nin çalışma alanı ve akademik bilgisi olarak diğer mühendisliklerden farklı olduğu ve mesleğin ördek ile benzerliği konusunda neler düşünüyorsunuz? Sizce bu avantaj mıdır, dezavantaj mıdır?

Ördek benzetmesi gayet hoş bir benzetme. Meselelere sistem olarak bakmanın olanaksız olduğu 20.yy’den geliyoruz. Sistem olarak baktığınızda ortaya çıkan mühendislik problemleri o kadar çok büyük ki bunu çözme şansımız yok. O zaman kendini Sistem Mühendisi olarak tanıtan Endüstri Mühendisi’nin de yapabileceği şeyler çok sınırlı idi. Bu 20.yy’nin durumu iken 21.yy’e gelince karmaşık problemleri çözme kapasitemiz çok gelişmiş oldu. Bilgisayarlar eskisine göre binlerce kat artmış hem kapasite hem de işlem hızı açısından. Sistemler birbiriyle internet üzerinden entegre olmuş, artık olayın sistemleşmesi bir anlamda donanımsal bir ilişkiye dönmüş. Sadece aynı ortamı paylaşmak değil bire-bir bilgi akışının insanlar, bilgisayarlar, internet ağları üzerinden gerçekleşmesini sağlamış. Yani ortada gerçekten kontrol edilebilir, izlenebilir, yönetilebilir sistemler var. Dolayısıyla bu ördeğin hem kanatları var hem suda da rahatça yüzebilir konuma geldi. İnternet ve bilgi teknolojilerinin getirdiği olanaklarla şu an Endüstri Mühendisliği’nin üzerindeki sınırlar sadece kendi vizyonuyla çevrili. Sınırsız sayıda olanak var aslında. Yani o ördek hem bir kuş kadar uçabilir, hem de bir balık kadar yüzebilir durumda yeter ki yüzmesini ve uçmasını öğretelim.  Yüzmesinden ve uçmasından korkmayalım.

  1. Sizce Türkiye’de Endüstri Mühendisliği hak ettiği konumda mı?

Türk Öğrenci Başkanı olduğum zamanlarda Amerika’da şunu görme şansı buldum. Başarısız olan Türk Öğrenci görmedim diyebilirim. Bu ne demek yani bizim buradaki insan popülâsyonumuz aslında analitik yetenek olarak çok başarılı fakat takım olarak da çok başarısızız. Takım kültürümüz çok kötü ama bireyselde daha iyiyi başarma arzumuz, isteklerimiz ve bunları tamamlayan yeteneklerimiz de var. Ama birden fazla bireyin olduğu takımlarda ortak bir ürüne dönüştürme becerimiz çok düşük orada kültürel ve/veya eğitsel bir eksiğimiz var. Sanıyorum ki bu yetenek fazlalığı nedeniyle insanın değeri ülkemizde çok az. Türkiye’deki insanların yurt dışına gitmeleri halinde gittikleri yerin neresi olduğu önemli değil, takım kültürümüz olmadığı için takım olup yeteneklerimizi sinerjistik olarak geliştirecek insanların kıymetini bilemiyoruz. Çünkü o kıymeti bilmek takım olma kültürünün bir parçası. Takım olmanın avantajlarından faydalanmıyorsanız takım arkadaşlarınız olma ihtimali olan insanların da sizin gözünüzde bir kıymeti kalmamış oluyor.

Ülkemizle ilgili diğer bir boyut ise bol bulduğunuz için her zaman harcadığınız, haksızlık ettiğiniz, yok ettiğiniz bir yeteneğin hep bir benzerini bazen daha iyisini yerine koyma şansınız var. Bu yüzden “Türk İnsan”ı sahip olduğu yeteneklerle Dünya’nın herhangi bir yerinde çok başarılı olabilecekken kendi ülkesinde mutsuz ve başarısız duruma düşürülüyor. Bunu hep beraber bir şekilde başarıyoruz. Amerika’da gemiden kaçıp bir restorana giren psikolojik sorunları olan çok zor insanların o yerlerde 4.000, 5.000 dolar aylıkla çalıştıklarına ve o iş yerleri için bunun hiçbir sorun taşımadığına şahit oldum. Neden?  Çünkü Amerikalı için önemli olan şey o işletmenin amaçlarına ne düzeyde hizmet ettiğimizdir. Sizin kim olduğunuz, ne olduğunuz, kişi olarak psikolojik problemleriniz, bireysel ailevi problemleriniz özel yaşantınızla hiç ilgilenmiyorlar. Siz bizim kurumumuza, işletmemize ne sunuyorsunuz ona bakılıyor. Böyle olduğu için orada Türkiye’de son derece itilip kakılan, mutsuz olan, toplum içinde dışlanan insanlar, yaşama şansı bulabiliyorlar. Biz de ise insana çok yükleniyoruz, çok şey bekliyoruz, çok yoruyoruz, birbirimizi hırpalıyoruz yani asıl amacı gözden kaçırıp birbirimizle uğraşıyoruz diyebiliriz. Bunları aşarsak Türkiye gerçekten dünyada lider konuma gelebilir. Türkiye’nin ayrıca bir de beyin göçü vermesinin de uygun olduğunu düşünüyorum. Bizdeki kadar analitik yeteneği yüksek -kötü eğitiliyor ayrı- genetik olarak analitik yeteneği yüksek başka bir millet olduğunu düşünmüyorum aslında. O yüzden beyin göçü verdiğimizde dünyada nereye gidersek gidelim orada sıradan bir yaşamı olmadığını görürsünüz. Mutlaka sivriliyorlar. O civarda bilinen, tanınan, dikkate değer insanlar haline geliyorlar çünkü o toplumlar içlerindeki insanlarla rekabet eden değil onlarla işbirliği yapmaya daha yatkınlar. Biz ise birlikte olduğumuz insanları tüketerek yukarıya doğru çıkıyoruz. Yetiştirmekte olduğu asistanlarının kendisini geçmemesine özen gösteren akademisyenlerin var olduğunu biliyorum.

Endüstri Mühendisliği hak ettiği konumda mı sorusuna gelirsek Türkiye’de hiç kimse hak ettiği konumda değil. Herkes daha iyi yerde olmayı hak ediyor. Misal ismini vermeyeyim çok da yakın bir arkadaşım Avustralya’dan geldi bir süre kaldı Türkiye’de kendisi ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu Türkiye’de çok iyi işlerde çalışmış, hayatı boyunca çok başarılı olmuş biri. Avustralya’ya yerleşme sebebi olarak bir posta memurunun kendisine yaptığı saygısızlığı gösterdi. Ayrıntılarını anlatmadı ama bana ülkemde bu şekilde davranılıyorsa ben burada yaşamam diyerek gitmiş. Çok değerli bir isim Eskişehir Belediye Başkanlığı bile teklif edildi o kadar değerli biri ama böyle insanları çok kolay harcıyoruz. Düşünün bu kişi bu kadar eğitimli biri. Biz çiftçimize kim bilir neler yapıyoruz sesi çıkmıyor, çöpçümüze kim bilir neler yapıyoruz sineye çekiyor, işçilerimize kim bilir neler yapıyoruz neler oluyor ama fırsatı bulduğunda da aynı şeyler bize de yapılıyor. Yani ben de kendi staj yaptığım yerlerde gözlemledim. İşçilere biraz fırsat verdiğinizde onların da sizi tepelemeye, dalga geçmeye çalıştığını görebiliyorsunuz, neden çünkü gücü eline geçirenin başkaların mutsuz etme hakkı doğduğunu görmüşler, bunu öğrenmişler. Güç elinizde ise diğerlerini mutsuz etme ve yoketme hakkınız var, düşüncesi oturmuş. Oysa mutluluk sosyal ortamlarda üretilen ve tüketilen bir algı, bir duygudur.

  1. ABD eğitim sistemi ile Türkiye üniversite eğitim sistemi arasındaki farklar nelerdir? Bireysel olarak öğrenciler bu eğitim açığını nasıl kapatır?

En önemli fark, ABD sistemi kişinin olabileceği en büyük “şey” olabilmesini önemser. Kariyer anlamında nereye koşuyorsa oraya koşmasını destekler, onun önünü açar. Biz de ise daha içe dönük, kendini göstermeyen, kendi halinde, üstünlükleri de varsa bunu çaktırmayan, saklayan, örten bir yöne teşvik var. İyi olduğunuz şeyleri söylemenin tuhaf karşılandığı bir toplumdayız. Hâlbuki o toplumun iyi olması oradaki her bireyin farklı yönlerde iyi olmalarıyla mümkündür. Toplumsal mutluluk, vektörel bir optimizasyondur.  Bu vektördeki hiçbir bileşeni toplam mutluluk formülünün dışında tutamazsınız.  Bireylerin üstünlükleri ve iyilikleri toplumun iyiliğidir. Bunları seslendirmek bunlara sahip çıkmak o toplumun tamamını mutlu etmesi gereken şeylerdir. İçimizden birinin şu veya bu yönde iyi olması, dünya çapında bir başarı yakalamış olması hepimizin başarısıdır.  Birimizin kötü olması hepimizin başarısızlığıdır. Bunu böyle görmek gerekirken ABD’de akademik camia bunu uyguluyor. ABD eğitim sistemi her konuda lider adayları yetiştirmek için çalışır. Sırf bunun için ilkokul ve ortaokul öğrencilerine liderlik yaz kampları yapıldığına şahit oldum. 15’er günlük kurslarla çocukların hepsine lider olmaya özendiren bir eğitimleri vardı. Aşama aşama ilerleyen bir sistemdi. Önce hepsi liderlik için mücadele ediyorlar, sonra çeşitli oyunlar oynayarak içlerinden birini lider olarak seçmelerini istiyorlar. Seçtikten sonra da o lider etrafında hareket etme yeteneği kazanıyorlar. Seçme hakları var ama seçtikten sonra onun liderliğinde hareket ediyorlar. Küçük takımlar kuruyorlar liderleri farklı ve birbirleriyle yarıştırıyorlar. Memnun olmadıklarında yerlerini değiştiriyorlar ama biliyorlar ki toplumda birisi birisini seçiyorsa ileride onun aldığı kararlardan etkileneceklerdir. Bu duruma ilişkin farkındalığı ilkokulda kazanmış oluyor. “Biz bir seçim yaptık ama filanca yarışı seçimimizden dolayı kaybettik, çünkü liderimiz yanlış kararlar aldı veya biz kendisinin yanlışlarına müdahale edemedik” gibi. Böylece lider seçmenin ne kadar önemli olduğu çocuklara bir şekil anlatılıyor. Bu bütün Amerika’da var mıdır bilmem ama Florida’da University of Tampa’da bu eğitimlerin verildiğine şahit oldum. Lider olma çabası biz de hep rahatsızlık yaratan bir şey olmuştur. Hâlbuki liderliğin liyakata bağlı olduğu toplumlar başarılı olur. Herkesin de lider olma isteğinin olması doğaldır. Bu birinin bir başkasının lider olmasına engel olmak için değil daha iyi birinin lider olması için gereklidir. Aslında öğretilen de buydu, herkes potansiyel lider ama şu an için bir kişi lider seçildi. O iyi değilse onu alacağız ve yerine başka birini seçebiliriz. Bu anlayışın çocukluktan oturması gerekir. İleride toplumsal kültüre illaki faydası olacaktır.

Eğitim sistemleri arasındaki farka üniversiteler açısından bakarsak, çok net şeylerden biri etik değerlerdeki farklardır. Kopya çekmek ABD’de çok ciddi bir suçtur. O öğrencinin o dersten dönem sonunu görme şansı olamaz. Orada direkt FF’ini alır. Kopya çektiği an öğrenci, hoca direkt olarak notunu söyler ona. Ama eğer istersen seni disiplin kuruluna sevk edeyim seçeneğini de sunabilir. Disiplin kuruluna sevk edilirse okulla ilişiğinin kesilme olasılığı daha yüksektir. Ama bu durumlar inanın çok seyrektir. Hocaların başımızda durduğu sınavlar yok denecek kadar azdır. Kâğıtları bırakır gider ve gelir. Bilir ki bu arada zeki hiç kimse kopya girişiminde bulunmayacaktır. Bulunursa da fark edildiğinde bedeli tartışılabilir bir durum değildir. Bunun için okul o hocaya keyfi bir durum muydu tarzında bir açıklama bile istemez. Bazı konularda hocalar çok etkili ama bunların da hiç istismar edildiğine şahit olmadım.  Ülkemizde kopya çekilirse, çekenden çok ona bu fırsatı verenler, önlem almayanlar sorumlu tutularak suçlu yanlış yerde aranıyor.

Bir noktayı daha paylaşmak istiyorum. Bizde dönem bitmiş, final sınavları bitmiş, hala ara sınav notunu bilmeyen öğrenci var. Böyle bir kurum eğitim yaptığını iddia edemez. Öğrenci ara sınav notunu bilecek ki finale ona göre hazırlanacak. Ara sınav notunu bilmesi de yetmez o ara sınavda neden başarısız olduğunu kâğıdını görerek anlaması gerekir, eksiklerinin görmesi o geri çevrimin tamamlanması gerekir ki finale kadar eksiklerini tamamlasın. Biz ona ara sınavdaki eksiklerini söylemedik, finale aldık o eksikliklerini bilmeden finale girdi zaten eksikleri vardı o eksiklerle finale girdi ve başarısız oldu. Bu çocuğun başarısızlığı mı hocanın başarısızlığı mı? O zaman neden iki sınav yapıyoruz? Sadece final sınavı yapın yapabiliyorsanız. Yönetmelik ona izin vermiyor. Yıl içi ve yıl sonu notları nispeten dengeli olması gerekiyor. Niye çünkü en az iki noktada örnekleme yap diyor istatistikî olarak doğrusu bu. Bir kişinin sadece bir noktada örneklem yaparak o paket hakkındaki fikriniz doğru olmaz. Kalite Kontrol bilen herkes bunu bilir. Oradaki noktalarda onun feedback olarak çalışması lazım. Türkiye’de doktora programları öğretim üyesi yetiştirme programıdır.  Bazı eğitim ilkelerinin burada edinilmiş olması gerekir. Öğrenciye kendi sınav kâğıtlarını göstermeyen hoca var. Bu kâğıt hocaya ait bir kâğıt değil ki. O kâğıt öğrenciye ait resmi belge. O belgeyi istediği gibi görme, inceleme hakkı öğrenciye ait. Öğrenci bilecek ki bir daha öyle bir kâğıt vermeyecek. Siz ona inceletmiyorsunuz, herhangi bir sebeple. Öğrenci fotoğrafını mı çekti? Amerika’da hocalar sınav kâğıtlarını dağıtır, sınav kâğıtları bizde kalırdı. Çünkü o kâğıda bakarak hatalarımı fark edip çalışırım. Bu bir çalışma malzemesidir. Biz de tam tersi sınav evrakı olarak hocanın gizli dolaplarında durur, kimsenin işine yaramaz. Öğrenci görmedikçe onun kime ne yararı olabilir ki? Eğitimin şeffaflığı yani öğrenci aldığı notların takipçisi olabilmeli öğretim üyeleri de bu konuda gerekli desteği sağlamalıdır.

Bireysel olarak öğrenciler nasıl bu farkları kapatabilir?

Bu noktada kültürel durumlar var. Sosyal bilimci olmadığım için o konuştuğumuz kültürel eksikliklerimizi takım olabilme, doğru takım lideri seçmenin, içimizden doğru kişiyi bölüm başkanı, doğru kişiyi dekan yapabilmenin hepimiz için en doğrusu olduğunu görebilme, bu biraz sosyal bilimlerle alakalı oralar nasıl değiştirilir bilemem. Ama Endüstri Mühendisleri olan arkadaşlara söyleyeceğimiz şeyler olursa, yabancı dil konusunu nasıl aşacaklarına kendilerinin karar vermeleri lazım. Mutlaka yabancı kaynak okuyabilmeleri gerekmektedir. Bir önceki soruyla ilişkilendirirsek ABD ve Türkiye’deki eğitim sistemleri arasındaki farklardan biri ders kitaplarımızın ve malzemelerimizin olmamasıdır. Öğrenci hocayla bir konuyu tartışacak enstrümana sahip değil. ABD’de hocam siz öyle dediniz ama kitapta böyle diyebilirsiniz kitaba bakarak. ABD’de sisteminin  dünyanın en iyi kitaplarını kullanma şansına sahip olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en iyi kitapları orada yazılıyor ama neden çünkü yayın hakları çok iyi korunuyor. Yazmakla bir değer yaratabiliyorsunuz. Türkiye’de yazdığınız herhangi bir şey kopya hakları çok iyi korunmadığı için çok kolay çarçur olabilir. Ya da sizin bilgilerinizi kullanarak başka biri çok benzer bir kaynak yayınlayabilir ve orada hakkınızı arayamayabilirsiniz yani o emekler uykusuz geçirdiğiniz saatlerin karşılığı gelmeyebilir. Şimdi artık basılı ders kitaplarının yerini elektronik kaynaklar almaya başladı. Ders yönetim sistemiyle iliştirirsek hocalar oluşturdukları elektronik kaynakları koruyarak da kendi öğrencileri için sistemin içinde kolaylıkla üretebilirler. Eskisi gibi kitap maliyetlerine katlanmadan ama buraların da o kişilerin verdikleri emekleri kurumuna döndürebilecek olması lazım. Ben onu yapacağım benim arkadaşlarım bunu yapmayacaklar yani yapan ve yapmayan farkındalığı yaratılmazsa bu da uzun soluklu olmaz.

11.Endüstri Mühendisliği okuyan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Endüstri Mühendisliği’nde bilgisayar programlama konusunu bir şekilde aşmaları gerekiyor. Karar Destek Sistemleri kısmen bunu sağlıyor ama örneğin Anadolu Üniversitesi’nin Yönetim Bilişim Sistemleri Programı var AÖF’ten. Bu program gibi programlardan yararlanıp ikinci üniversite kapsamında 4 yıllık bu ve benzeri programlarda bulunabilirler. Web Programlama, Web Tabanı Kullanımı, Bilgisayar Programlama alanlarında, 4 yılda Endüstri Mühendisliği’ni bitireceklerse 2. yıldan itibaren buna başlayıp, 5 yılda hem Yönetim Bilişim Sistemleri’ni hem de Endüstri Mühendisliği’ni bitirmelerini öneririm. Çünkü Endüstri Mühendisliği Programı içinde programlama dersleri kalmadı. Eskiden vardı ama kaldırıldı. Burada da bir vizyon eksikliği var. Eskiden 2+2, 3+2 bilgisayar programlama dersleri vardı. Şu anda bunların hiçbiri yok neden bu derslere hoca bulamıyoruz mantığı ile. Ders programları oraya sağlanacak kaynaklara göre oluşturulmaz. Ders programları bilimsel ilkelere göre oluşturulur. Ya da yüksek lisans olarak belki Yönetim Bilişim Sistemleri, Veritabanı Sistemleri, Yöneticilik, İşletme Analitiği, Karar Destek Sistemleri gibi konularda kendilerini geliştirerek Yüksek Lisans Programları’na ihtiyaçları var. Bu programlar, Endüstri Mühendisleri’nin sahip oldukları entellektüel ve profesyonel kapasitelerini çok geliştirecektir. Kendilerini bireysel meslek olarak ifade etme şansına sahip olacakları bir program.

Her Türk’ün ben bir şekilde yurt dışından yolunun geçmesi gerektiğine inanıyorum. Hep Türkiye içinde kalındığında bir süre sonra körelme ve körleşme oluşuyor. Mutlaka yurt dışıyla bir temasları olmalı. Tatile dahi gitseler olur o da bir eğitimdir. Türk insanı çok dışa açık, teknolojiye açık bir insandır. Kaynakları ülkenin çok yanlış kullanıldığı için istenildiği kadar dünyayı dolaşamıyorlar ama bunu mühendislerin zorlaması lazım. Bu Work&Travel olabilir, yüksek lisans programlarına ABD’de her yıl milyarlarca dolar burs veriyor araştırma görevlisi ve doktora öğrencilerine, yüksek lisans öğrencilerine. Bunlar kolaylıkla alınabilecek şeyler sadece yolunu yöntemini çalışarak buralara gitmek lazım. Burs alanların çoğunu Çinli ve Hintli öğrenciler oluşturmaktadır. Bizim öğrencilerimizin onlardan daha az başarılı olduklarını düşünmüyorum. Eğer oralara gidebilirlerse kaynakları elde edebilirler. Yurtdışında kalabilen Türklerin de Türkiye’yi iyi temsil edebilmek kaydıyla yurt dışında kalmalarını olabildiğince orada güçlü olmalarını, oy kullanma haklarını doğru kullanmalarını, ülkenin doğrularını orada doğru anlatmalarını öneriyorum. Türkiye’ye gelmek mesele değil gidilen yerlerde doğru temsil etmek önemlidir. Yurt dışında doğru işte çalışan doğru pozisyon almış bir Türk, Türkiye’deki bin Türk’e bedeldir. Ülkeye katkısı açısından. Türkiye’ye gelenlerden çok gittiği yerde yaratacağı izlenim daha kıymetli.  Ne yazık ki bu topraklar kıymetli insanların kıymetini teslim edemeyen bir sosyokültürel şaşkınlık ve bir o kadar da kayıp içinde.

 

 

  1. Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için Endüstri Mühendisliği’ni önerir misiniz?

Eğitimin gittikçe ucuzladığı ama tüm bir yaşama yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Üniversite eğitimi almanın çok kıymetli olduğu yıllardan artık pek çok insanın birden çok lisans programını bitirdiği, hem yüksek lisans hem doktora yaptığı bir dönemden bahsediyoruz. Dolayısıyla buradan insanların üniversiteye hazırlanırken Endüstri Mühendisliği’ni ne yapacaklarından çok dahas sonra gitmek isteyecekleri ikinci üniversitenin ne olduğunu belirlemeleri daha önemlidir. İlki şans olacak. Çünkü insanlara çok az bildikleri bir konuda çok genç yaşta çok önemli sorular soruluyor bunların cevaplarının doğru olma şansı yok; bendeki gibi tesadüfen olabilir ama ikinci üniversite için böyle değil. İnsan ömrü uzadı. Benim çocukluğumda 50 yaşında biri vefat edince iyi yaşamış gibi düşünülürken şimdi 70 yaşının altında ve üstünde çok sağlıklı bir nüfus var. 70 yaşında çok verimli ve aktif akademisyenler var. Hepimizden daha üretken, verimliler. Dolayısıyla kariyeri bir blok olarak değil iki ömür yaşayacakmış gibi planlamaları lazım. O ikinci meslek doğru meslek olacaktır. Bir alanda okuyup kendi ekonomik bağımsızlıklarını elde ettikten sonra yapacakları tercihler daha önemli. İnsanın 25-30 yaşında hayata başlaması geç değil. 30’a kadar olan kısmı hala başlangıç olarak görmeliyiz. O arada ilki doğru kullanılırsa ne mutlu hep öyle kalsın ama yanlışsa da zaten artık tek eğitimle ömrün bitmeyeceği yıllardayız. Çünkü aldığınız eğitim 20 yıl sonra zaten değerlerini kaybetmiş oluyor. Farklı bilim, bilgiler, teknolojiler, yaklaşımlar gelmiş oluyor. Yenilemek zorundayız. Onun için o ikinci kısım orada daha önemli. İlkinde çok zorlamalarına gerek yok ikinciyi daha iyi planlamaları lazım. İlk okuyacakları üniversitede bundan sonra ben okusam ne okurum demeleri lazım. Ben bunun üzerine bir şey okumak istemiyorum diyenler de doğru meslektedir. Ama oraya kendini ait hissetmiyorsa kendini kötü hissetmesin onlar. Artık üniversitede bazı şeyler aslında genel kültüre döndü. Her 2 yılda 2 katına çıkan bir bilgiden bahsediyoruz. Eskiden çok sınırlı ve seçilmiş bilgiler veriyorduk şimdi bu verdiğimiz bilgiler devede kulak kalıyor. Onun için o 4 yıl bir kayıp sayılmaz, uyanma dönemi, büyüme dönemi gibi görülmelidir. O 4 yıl içinde başka tercihler oluşursa kafasında o tarafa yöneldiğinde varacağı yer büyük ihtimalle doğru yer olacaktır. Ama ilkinde de arzu edilen şeyler tabii ki dikkate alınmalı ikinci daha bilinçli olacaktır. İkinci tercih kendilerinin olacaktır.  İlkinde mutlaka anne, baba herkesin bir etkisi olacaktır. Doğaldır da çünkü o yaşta hiçbir şey bilmediği bir dönemde insana hayatı boyunca birlikte olacağı meslek seçtiriyorsunuz.

  1. Bir Endüstri Mühendisi’nin kesinlikle öğrenmesi gereken program/programlar veya en azından programlama dilleri neler olabilir?

Programlama dili konusunda yanlış bir beklenti var. Programlama dili bir insanın anadili gibi bir şeydir. Yani bir programlama dili bilirsiniz ama bu sizin program yazabileceğiniz anlamına gelmez. Bu anadilinizi bilip şiir, roman yazamayacağınız gibi bir durumdur. Yaşar Kemal de Türkçe yazıyor romanını. Onun için programlama dili bilmek tek başına yeterli değil. Ama dediğimiz gibi bir anadili de olması gerekiyor insanın. Bizim Endüstri Mühendisleri’nin anadilinin şu anda Excel VBA olduğunu düşünüyorum. Bunun dışındaki diğer dillerin hepsi yapay, daha dışarıda, daha bize ait değil onlar yapıştırma, takıştırma diller. Öğrencilerin yaptığı şöyle bir hata var. Hangi dilleri öğrenmeleri gerektiği sorusunun cevabını Bilgisayar Mühendisleri arkadaşlarına soruyorlar, onlar da kendi ihtiyaçlarına uygun dilleri söylüyorlar. Bir bilgisayar mühendisinin C++, Java kullanabilmesi lazım. Onlar işletim sistemi yazacak, onlar özel uygulama programları yazacak. Onun yazacağı programlar programlama dilleri üretiyor olacak, derleyici vs yazacak, veritabanı yazılımı yazacak. Dolayısıyla bir bilgisayar mühendisi için seçilen dil ve yazılımlar paketi Endüstri Mühendisi’nin ihtiyaçlarını karşılayamaz.. Ama Bilgisayar Mühendisi’nin de Endüstri Mühendisi’nin bu ihtiyacını bilme şansı yok. Onun için yanlış cevaplarla çok geliyorlar. Her şeyi öğrenebilirsiniz bunun sakıncası yok. Biraz Almanca, biraz İtalyanca, biraz Rusça öğrenmek bunlar kötü şeyler değil. Hem düşünce dünyasını da zenginleştirir ama ben iş yapacak olduğumda ne yapabilirim? Bu kısma geldiğimde hızlı kullanabileceğim programlara ihtiyacım var. Endüstri Mühendisliği, karar mühendisliğidir bu yüzden bu kararları hızlı uygulayabileceğim programlara ihtiyacım var. Şu anda da Excel VBA, Access gibi programlar Endüstri Mühendisi’nin uygulama alanına en uygun olanlar. Bu demek değil ki SQL’i çok iyi bilen bir Endüstri Mühendisi kayıptadır. Hayır o kazançtadır ama bunun bir bedeli var. SQL öğrenmek değildir mesele bunun altında veri yapıları, algoritmalar, dosya yapıları gibi konuları da öğrenecek üstüne veri tabanı sistemleri öğrenip tüm bunların üzerine SQL kullanıyor olmak anlamlı. Alt yapılarıyla bazı diller anlamlı hale geliyor. SQL harika bilebiliriz, bilmeliyiz ama bunu iş yapabilme enstrümanına dönüştürmek için farklı şeyler eklemek lazım. O programlardan geçerlerse yani lisans ya da yüksek lisansta bir takım veri tabanı ve bilgi sistemleri dersleri alınırsa, bunlar tabi sistemli bir program içinde alınırsa “tekil ders parçaları şeklinde değil” bu konuda da çok başarılı olmuş öğrencilerim var. Mesela Big Data’da şu anda Londra’da bir bankada çalışan bir Endüstri Mühendisi öğrencim var, Başkent Üniversitesi mezunu. Boğaziçi’nde 2 yıl Yönetim Bilişim Sistemleri okudu üstüne bir bankada bilgi işlem merkezinde çalıştı. Şimdi uluslararası bir bankanın bilgi işlem merkezinde Big Data Analisti olarak çalışıyor. Başarılı bir tez çalışması ortaya koydu. Esogü Endüstri Mühendisliği’nden mezun bir öğrencim Amerika Birleşik Devletlerin Siber Güvenlik yüksek lisansı yaptı. Geçtiğimiz ay içinde doktora için Münih Üniversitesinden akseptans aldı.  Endüstri Mühendisleri, sistematik ve iyi tasarlanmış açılımlarla bu yeni verilerin ön plana çıktığı dönemde de işletme analitiği alanlarında çok başarılı işlere aday olabilirler. Çünkü o alanlara daha yakın olan meslek şu anda Bilgisayar Mühendisliği gibi görünüyor. Ancak analiz araçları yönüyle de Endüstri Mühendisliği, istatistik, yöneylem araştırması, sistem analizi ve özellikle de karar destek sistmerli bakış açısı ve altyapısı ile diğer akademik disiplinlere ve meslek kollarına göre çok daha yakın görülüyor.

Vaktini ayırdığı ve tecrübelerini bizimle paylaştığı için Prof.Dr.Muzaffer Kapanoğlu’na teşekkür ederiz.

Comments are closed.