Türkiye'nin Endüstri Mühendisliği Platformu

Prof. Dr. Ömer Faruk BAYKOÇ ile Röportaj

702

Bir insan düşünün ki akademik kariyerinde en üst noktalara çıkmış, işini sevmiş, sevdirmiş… Bir insan düşünün ki sevgi dolu, neşeli, yardımı dokunacak her konuda elinden gelenin fazlasını yapan… Şimdi O’nu alın ve okulunuza hoca olarak koyun. Hocalığın üstüne bir de bölüm başkanlığını ekleyin. İşte karşınızda Ömer Hoca. Kendisi Gazi Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği bölümünün başkanı. Fakat gelmiş geçmiş en tatlı bölüm başkanıdır kendisi. Mesleğini bu kadar seven başka bir insan daha göremezsiniz. Bölümünüzü sevmiyor musunuz? Kendisiyle irtibata geçin, anında sevdirir. Kendisiyle röportaj yapmak istedim, fakat röportajdan çok sohbet gibiydi. Hatta gibisi fazla… Lafı fazla uzatmadan sözü ona bırakmak istiyorum. İşte karşınızda Prof. Dr. Ömer Faruk BAYKOÇ….

 

Öncelikle sizi tanımakla başlayalım. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bende size “Hoş geldiniz” diyorum. Hakikaten böyle bir topluluk içinde yer almanız, endüstri mühendisliğini daha iyi tanıtmanız ve üzerinize düşeni yapmanız çok takdir verici bizim açımızdan da. Ben de sizin gibi bu okul sıralarından mezun olan bir kişiyim. 1980 yılında buraya bir öğrenci olarak girdim. Okulumuz 1978 yılında kurulmuştu ve sanıyorum üçüncü dönem mezunlarındanım. Tabii zaman içerisinde insanın düşünceleri değişiyor. Ben dışarda kendimi iş yaparım diye düşünürken bir anda akademisyenliğe merak duydum ve mezuniyetim sonrası buraya araştırma görevlisi olarak başladım. Asistanlıktan sonra burada hoca olmak nasip oldu. Bölüm hocalığından da bölüm başkanı olmak nasip oldu…

Bende onu soracaktım, sizi ilk mezunlardan sayabilir miyiz diye… Eskiden Ankara Üniversitesi İşletme Mühendisliği olarak geçiyormuş, daha sonra okulumuza 1982 yılında endüstri mühendisliği olarak bağlanmış…

Evet evet ilk mezunlardan sayabilirsiniz fakat Ankara Üniversitesi değil ADMMA idi. Yani Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi idi. Ben tercih yaparken bu şekilde tercih yaptım. Ancak 1982 de yeni ismini aldı. 12 Eylül rejiminden sonra YÖK’ün kurulmasıyla yeni bir sistem meydana geldi. ADMMA-İşletme Mühendisliği Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği olarak eğitim hayatına devam etti.

Yurtdışında ismi hala işletme mühendisliği olarak geçiyor değil mi?

Aslında bu ismi nadir ülkelerde görüyoruz, daha çok Industrial  and System Engineering olarak karşımıza çıkmakta. Zaten bizim endüstri mühendisliği ile ilgili çok popüler bir kurum vardır: Instute of Industrial Engineers (IIE). Bu kurum 1948 yılında kurulmuştur. Geçenlerde ben de araştırma yaparken fark ettim isimlerini değiştirmişler. Yeni hali Instute of Industrial and System Engineering.

 

“Bütün teknolojik devrimlerin hammaddesinin insan…”

 

Peki hocam sizce iş dünyasında ne gibi bir açık oldu da endüstri mühendisliği bu kadar revaçta bir meslek haline geldi?

Şimdi ona şöyle cevap vermek lazım. Ülkeler eğer kalkınmak istiyorlarsa mühendislikten faydalanmak zorundalar. Yani bugün elimizde akıllı telefonlarımızla oturduğumuz yerden birçok işimizi yapabiliyorsak, yani kısaca teknoloji dediğimiz şeyi çok etkin bir şekilde kullanabiliyorsak, bunların altında hep mühendisliği görüyoruz. Mühendislik olmadan kalkınma olmuyor. Bildiğiniz gibi mühendislik çok mekanik bir şey. Ve yapılan bütün bu teknolojik devrimlerin hammaddesinin insan olduğu bilincindeyiz. İnsansız bir gelişim sağlanamayacağı gözlemlendi. İşte mühendislik alanları içerisinde insan faktörüyle en çok iç içe olan meslek endüstri mühendisliği idi. Diğer mühendislik dalları bu topyekûn çalışma tarzı içerisinde hep mekaniksel düşünüyordu. Fakat endüstri mühendisliği bu açığı ciddi bir şekilde kapatan bir meslek olarak ortaya çıktı. Hakikaten bu iddiasında da çok haklıydı. Zamanla iddiasını gerçekleştirerek büyük bir açığı kapattı.

Aslında hep beklenen bir meslekmiş değil mi?

Kesinlikle beklenen ve istenen bir meslekti esasında.

 

 

Aslında hocam genele baktığımızda ben birçok mühendisten şu cümleyi duyuyorum: Sizin yaptığınız işi biz de yapıyoruz zaten. Böyle bir olgu var insanların kafasında. Sizce endüstri mühendisini diğer dallardan ayıran nedir? Yani onu farklı kılan ne?

Biz o insanlara cevap vermekten yorulduk. Ya bu cevaplarımızı cevap olarak görmüyorlar ya da bu cevaplardan pek haberleri yok. Ben o zihniyete karşı kendimizi ispat etmemiz gerektiğini asla düşünmüyorum. Endüstri mühendisliği iki veya 5 yıl önce kurulmuş bir meslek değil, 1969 yılında ODTÜ ile başlamış bu iş. Yani yeni bir meslek değil. Fakat şunu diyebilirler: Temel mühendislik alanlarımız var. İnşaat, kimya, elektrik elektronik, fizik… Fakat dünya gündemine baktığımızda çok sayıda mühendislik de var ki bunlara türev mühendislik diyoruz. Yani bu tip açıklar görülmüş ki bu mühendisliklere ihtiyaç duyulmuş. Sohbetin başında da dediğim gibi artık endüstri mühendisliği denilince benim aklıma çok kabaca söylersek, mekanik akşamların dışında düşünebilen, ne yaparsa yapsın ister üretim ister hizmet olsun, bunda insan faktörünü asla göz ardı etmeyen, bunu tamamen işin içine alarak planlamasını yapan bir disiplinden söz ediyoruz. Ve artık bu gerçek kabul edilmeli, bizi tanımak istemeyen insanlarla bence çok da mesai harcamamıza gerek yok. Endüstri mühendisliği yeterince kendini ispat etti, bu konuda artık daha fazla kanıta ihtiyacımız yok.

Aslında endüstri mühendisliği onlar için bir köprü pozisyonunda… Yani teknik kısım ile yönetici kısım arasındaki bağı biz oluşturuyoruz. Aslında onlar için avantaj olan bir konum ama ısrarla bizi kabullenmek istemiyorlar…

Evet, kendi tercihleri diyecek pek bir şeyimiz yok açıkçası. 46 yıldır Türkiye’de popüler bir meslek halinde, bundan iyi bir ispatımız daha olamaz herhalde. Yani artık açıklama yapma gibi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünmüyorum ben şahsen.

 

“Yöneylem araştırması endüstri mühendisliğinin omurgasıdır.”

 

 

Peki o zaman. Şimdi hocam çalışma alanlarımız çok geniş, az önce de dediğiniz gibi insanın olduğu her yerde biz çalışabiliyoruz. Siz akademik kariyeri tercih etmişsiniz. Peki, neden akademik kariyer?

Bu çok güzel bir soru. Belki de hayattan beklenen, hayattaki zevk ve tatmin noktalarımızla bu soru cevaplanabilir. Kişiden kişiye değişebilir. Ama ben birikimlerimi herhangi bir sektörde kullanmaktansa bu birikimler üzerine yeni birikimler ilave ederek, bunları öğrenmeye hazır öğrenmeye yatkın kitleler üzerinde değerlendirmeyi daha doğru buldum kendimce. Kişiliğimle de daha çok uyuştu. Dolayısıyla böyle bir karar verdim ve asla pişman olmadım çok da memnunum..

Bölüm başkanlığına kadar gelmişsiniz yani hocam…

Evet, bu beni çok da mutlu eden bir seçim oldu. Geriye dönüp baktığımda, kendime nerde olmak istersin diye sorduğumda yine aynı konumu tercih ederdim. Sizlere böyle edindiğimiz bilgileri aktarabilmek, yeni bilgileri sunabilmek için arayışlar içerisinde olmak ve en önemlisi araştırma kavramı… Bunu akademik dünya içerisinde olmadan gerçekleştirmeniz mümkün değil.

Araştırıp, üzerine konuşulacak çok konu var gerçekten sektörümüzde. Siz birçok seçeneğin arasından ‘Yöneylem’ kavramını seçmişsiniz. Sizi buna iten neydi?

Yöneylem araştırması endüstri mühendisliğinin omurgasıdır. İlk kurulduğu zamanlarda bir anabilim dalıydı ayrıca. Fakat ondan da bağımsız düşünecek olursak, yöneylem araştırması bir bilim dalı olarak endüstri mühendisliğinin tam merkezinde. Yani yöneylem olmadan endüstri mühendisliğini düşünmek çok çok zor.  Ayrılamaz iki nokta olduğu için, bu yönde uzmanlaşmak herkesin hayalidir.

Herkese nasip olmaz diyorsunuz…

İnşallah herkese nasip olur öyle diyelim. Zaten endüstri mühendisliği ve yöneylem araştırmasının tanımına bakacak olursak birbiri ile çok benzer iki tanım görürsünüz. Bundan dolayıdır ki Amerika da veyahut diğer pek çok ülkede bölümümüzün ismi “Endüstri Mühendisliği ve Yöneylem Araştırması Bölümü” olarak geçmektedir.

Peki kısaca özetlemek istersek, nedir yöneylem?

Şimdi biz endüstri mühendisleri üretim ve yönetim sistemlerinde pek çok sorunla karşı karşıya kalmaktayız. Bu sorunları da herhangi bir sosyal bakış açısıyla çözmemiz beklenemez. Bu sorunları kantitatif olarak, modeller kurarak, sistemden modele indirgeyerek ve bu modelleri çözüme ulaştırarak ortaya koyma becerisine yöneylem araştırması diyoruz.  Daha bilimsel açıklamak da mümkün fakat en basit şekliyle bu şekilde tanımlayabiliriz.

 

 

“Akademisyenliğe giden yolda başarının anahtarı…”

 

 

Peki hocam sizin gibi akademik kariyer yapmak isteyen biri öğrencilik yıllarında neler yapmalı?

Aslında ben bunu derslerimde de hep söylüyorum.  İlk olarak bu eğitim işini yük olarak görmemek lazım. Bu olayı öğrencilik psikolojisinin dışında düşünürsek daha sağlıklı ilerler. Neticede dersler başarılır, okullar bitirilir, hayatla baş başa kalırız. Buradaki okul hayatımızı kâbus haline çevirmeden bir hobi haline getirerek, her öğrendiğimiz şeye yeni bir şeyler katmaya çalışarak kişisel gelişimimizi tamamlayabiliriz. İnsanın hep kendi gelişimi için bir şey yapması lazım aslında hepimiz bir birey olarak buna mecburuz.

Öğrenmiş olmak için öğrenmemek lazım aslında…

Evet, evet, eğer bu olayı hobi haline getirirse bir insan, akademisyenliğe giden yolda başarının anahtarını bulmuş demektir.

Peki, sizce önce akademik kariyer daha sonra iş hayatı mı, yoksa tam tersi mi?

Aslında bunu eşgüdümlü düşünmek daha doğru. Akademik dünyadan bazı insanlarla karşılaşıyoruz ki, onlar önce iş dünyasında belli bir tecrübe edinip daha sonra bu dünyaya adım atmışlar. Bunun tersi de olabiliyor. İkisi de çok doğru yaklaşımlar bence…

Peki sizce hangisini tercih etmeliyiz?

Bunun cevabını vermek zor. Biraz da kişiden kişiye göre değişebilir. Burada ben mezunların kendi yargılarına güvenmelerini tavsiye ediyorum. Sonuçta insanı en iyi kendisi tanır. Fakat ikisi de doğru yaklaşımlar. Tamamıyla şunu yapın demek doğru değil bence.

Peki, sizce endüstri mühendisliği hala çok popüler bir meslek mi yoksa onun önüne geçen meslekler var diyebilir miyiz? Hani çok fazla endüstri mühendisi var mı? Nitelikli eleman bulmak çok zor çünkü…

Onu aslında genel olarak ülkemizin bir sorunu olarak düşünebiliriz. Çok fazla endüstri mühendisi olduğu gibi çok fazla inşaat ya da elektrik elektronik mühendisi de var. Ülkemizde bu planlamalar çok sağlam ve zamanında yapılmıyor maalesef. Keşke ihtiyaca uygun mezunlar yetiştirme ütopyasını hepimiz benimseyebilsek ve gerçekleştirebilsek.

 

“Bilişim devrimi: ENDÜSTRİ-4”

 

 

Çok fazla mühendis olunca ara elemana ihtiyaç duyuluyor neticede.

Tabi tabi. Ayrıca ben endüstri mühendisliğinin popülaritesini yitirdiğini de hiç düşünmüyorum. Öyle bir şey olsa bugün ENDÜSTRİ-4 diye bir devrim ortaya çıkmazdı.

Bu devrimi de biraz açsak…

Tabi buna bir bilişimde devrim de denebilir. Bunun başlangıcının daha çok Amerika ve Almanya olduğu söyleniyor. Bu konuda pek çok söylenti var. İnsanı dışarda bırakan değil de insan önceliğini bilişim teknolojilerinin önceliğine veren bir zihniyet hakim bu devrimde.

Peki son olarak, endüstri mühendisliğini tercih edecek olanlara ya da bu bölümü okuyan bizlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Bir toplum içerisinde yaşıyoruz ve birey olarak görevimiz bu toplumu kalkındırmak. Herkes nu yolda bir şeyler yapmalı. Ve kalkınma mühendissiz gerçekleştirilemez. Öncelikle bir mühendislik mesleğine odaklanmak lazım. Bunlar içerisinden de benim şahsen bugün bile tercih yapacak olsam yazmayı düşündüğüm endüstri mühendisliğine yönelmenin çok güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Hakikaten insan faktörüyle bu kadar yakından ilgilenen, insana bu kadar atıf yapan, insanı hiçbir şekilde unutmayan, her şeyin insanla yapıldığı gerçeğini göz ardı etmeyen bir insanın mühendis olması büyük şans. Bu mesleği tercih ettiklerinde hem bir mühendis olacaklar hem de bu işin toplumsal hazzına sahip olacaklar. Bunu başka bir mühendisin bizim kadar yoğun yaşayacağını düşünmüyorum.

 

Kendisine bize değerli vaktinden ayırdığı ve eğitim hayatımızda yolumuzu aydınlatacak bilgiler verdiği için teşekkür ediyoruz.

 

 

 

 

Yoruma kapalıdır.