Türkiye'nin Endüstri Mühendisliği Platformu

Sanayi Sektöründe Satın Alma Politikasının Önemi

0 39

20. Yüzyılla birlikte yapısal evrilme sürecini başlatan yönetim bilimi, başta üretim sektörü olmak üzere birçok sektörde profesyonelleşmenin ilkelerini gündeme getirmiştir. İktisat teorisinin klasik öğretilerinden birini oluşturan, “İş bölümü, profesyonelleşme ve uzmanlaşmayı” getirir ilkesi doğrultusunda 20. Yüzyılın başlarında ki tek tip üründe uzmanlaşma eğilimi bu yüzyılın sonuna değin birçok ürün gamında da derinleşmeyi beraberinde getirmiştir.

Bu yönüyle, 21. Yüzyılda artan hızdaki rekabet ve sürdürülebilir üretim nosyonu çerçevesinde Sanayi ve Sanayicinin en önemli rekabetçilik ayağı Satın Alma Politikası haline gelmiştir. Üretimin temel dinamikleri arasında yer alan, “girdilerin, sürecin ve çıktıların” yönetişimi, tüm bu dinamiklerin parçası olan ham madde unsurlarının güçlü bir satın alma ile yönetilmesini zorunlu kılmaktadır.

Başta yerel sonrasında bölgesel ve global rekabetçiliğin temel unsuru, ham madde satın alımlarında “etkin ve verimli” bir politikayı inşa etmeyle doğrudan ilintilidir. Bugün, İstanbul Sanayi Odası’nın yayımladığı Üretim Endeksi raporları incelendiğinde söz konusu Satın Alma Politikasının, sanayideki önemini rakamsal analizler ile görebilmek mümkündür.

Türk Sanayisinin % 90’ını oluşturan KOBİ’lerin henüz büyük bir çoğunluğunda Satın Alma Politikası ilkeler ve kurallar dahilinde işletilememektedir. Tepe yöneticinin Stratejik Seviyede Karar Alma Mekanizmalarına hakimiyetlerinin de doğrudan bir parçası olan Satın Alma yöntemleri, bilimsel bir alt yapıyla ve güncel piyasa dinamiklerinin gereği olarak yerine getirilmelidir.

Türk Sanayisi için Satın Alma Politikasının inşası, temelde iki nosyonun yerine getirilebilmesi ile mümkündür. Bunlarda ilki, Türk Sanayisine ölçek atlattıracak boyuttaki üretim ve yönetim süreçlerinin işletme bünyelerine adaptasyonudur. Yerel üretimin dinamiklerine hakim olarak, dünya üretim piyasalarının satın alma modellerini içselleştirebilecek bir Türkiye, yakın çevresinin satın alma dinamiklerine de bu yapısal dönüşümü entegre edebilecektir.

Bir diğer ifadeyle, Türk Sanayisinde satış ve pazarlamada rekabetçilik sağlama yerine satın alma ve üretim girdilerinde etkinlik sağlama temel nosyon haline gelmelidir. Öte yandan, Türk sanayisinin güçlü bir satın alma politikası inşa edebilmesinin bir diğer koşulu ise, üretim girdilerinin birim maliyetlerinin ve bunlara ilişkin finansal piyasaların analitik bir şekilde okunabilmesidir. Satın almanın yapılacağı ürünün, başta Dow-Jones, London Libor, Nasdaq ve Asya-Pasifik borsalarında ki durumlarının yakından takip edilmesi ve burada ki değişimlerin Türk piyasalarına yansımaları arasındaki korelasyonun güçlü bir şekilde kurulabilmesi gerekmektedir.

Nihayetinde, Türk Sanayisine ölçek kazandıracak ve başta bölgesel akabinde global rekabetçilik sağlayacak en önemli parametre güçlü bir Satın Alma biriminin kurulabilmesidir. Bu yönüyle, gerek KOBİ gerekse de İSO 500 listesinde yer alan Sanayi kuruluşlarımızın temel öncelikleri, Satın Alma Politikalarını yerel dinamiklerin temelinde küresel rekabetçiliği sağlayacak tutarlı bir kurumsal boyuta taşımaları olmalıdır.

Kaynak: http://uguryasinasal.com/sanayi-sektorunde-satin-alma-politikasinin-onemi/

Bir Cevap Yazın