Şirket Performansını Artıran Yönetim Uygulamaları

195

Rafaella Sadun ve iş arkadaşlarının yaptığı son çalışmanın sonuçlarına göre Sadun: “Yönetim uygulamaları ( tıpkı yeni bir teknoloji gibi ) şirketlere rekabetçi avantaj sağlayabilir  ve işleri yapmanın doğru ve yanlış yolları vardır’’ diyor.

Bir şirketi işletmenin en iyi yolu nedir? Bu soru, şirketler var olduğundan beri ekonomistleri alt üst etmekte. Bunların hepsinden sonra,  ‘’farklı tipte ve büyüklükteki şirketlerin yönetim stili’’ gibi hassas bir şeyi, nasıl ölçülebilir bir değer yapacak şekilde ölçebilirsiniz?

Bu meydan okuma, Harvard Business School’dan Rafaella Sadun’u 10 yılı aşkın bir süredir cezbetmekte. ‘’Soru şu ki, kullanıldığı endüstri ve ülke farketmeksizin, firma performansına faydalı olabilecek yönetim uygulamaları var mıdır?’’ diyor Strateji Birimindeki, The Thomas S. Murphy İşletme Yönetimi Profesörü Sadun.

 

‘’Aslında bu bir bahis gibiydi – Yönetimi ölçebilir miyiz?’’

 

Geleneksel yönetim stratejisi buna, bir şirketin ortaya koyduğu uygulamaların, şirketi eşsiz yapan büyüklük, endüstri, coğrafya, kültür, yapı gibi olası tüm faktörlere bağlı olduğunu vurgulayarak hayır derdi.

Ayrıca, sermaye gibi diğer kritik girdilere göre, bir şirketin yönetim uygulamaları prensip olarak kolay değiştirilebilir olmalıdır; öyle ki eğer ortaya bariz biçimde en iyi olan uygulamalar çıkarsa bunlar, farklılıkların zamanla dengelenebilmesi için kolayca taklit edilebilsin.

 

Yönetim Ölçülebilir Mi?

Meslektaşları Stanford Üniversitesi’ nden Nicholas Bloom ve Londra Ekonomi Okulu’ndan John Van Reenen ile birlikte Sadun, bu bakış açısına Ekonomik Araştırma Ulusal Bürosu’nun yeni çalışmasında meydan okuyor, ‘’Bir Teknoloji Olarak Yönetim?’’. Onlar geleneksel bilgeliğe karşı olarak, tıpkı gelişmiş makineleşmenin şirketlere daha fazla çıktı sağlayabilmesi gibi, yeni bir teknoloji gibi davranan temel yönetim uygulamalarının var olduğunu tartışıyorlar.

‘’Uygulayıcılar için fikir şu ki, yönetimsel süreçler, üretimdeki diğer girdiler kadar önemli ve birbirleri arasında, geniş ülke ve sektör çeşitliliğinde kayda değer bir seviyede rekabetçi avantaj sağlayabilir.’’ diyor Sadun.

‘’Aslında bu bir bahis gibiydi – yönetimi ölçebilir miyiz?’’ diyor kendisi. 2004 yılının başlarında bir başlangıç noktası olarak,  danışmanlık firması olan McKinsey & Co. tarafından kabul edilen bir takım ‘’en iyi uygulamaları’’, bunların ne kadar iyi kullanıldığını anlamaya yönelik olarak büyük ve rastgele şirket örnekleri üzerinde araştırmaya başladılar.

Proje ilk 10 yılda tüm dünya çevresinden 11.000 firmayı kapsadı (şu ana dek 34 ülke araştırıldı). ‘’Bu verileri toplamak adına, daha çok Londra Ekonomi Okulu’nda olmak üzere kendi operasyonlarımızı oluşturmak zorundaydık.’’ diyor Sadun. Zaman içinde, araştırmacılar 100’den fazla mezun öğrenciyi işe aldı. Onları, topladıkları verilerin güvenilirliğinden emin olmak adına kalite ve performans ölçütleriyle denetlediler.

Öğrenciler şirket yöneticilerine, her biri 3 kategoriye ayrılmış haldeki 18 soruyu, yarı yapılandırılmış telefon röportajlarıyla sormakla görevlendirildiler. İlk kategori, onların işyerinde olanlar ile ilgili nasıl veri topladıklarına bakmak adına, üretim süreçlerinin izlenmesiyle ilgiliydi.

İkincisi, firmaların bu verileri toplantılarda nasıl kullandıkları ve üst yönetimden ön cephe çalışanına kadar nasıl hedefler koydukları ile ilgilendi. Üçüncüsü ise insan kaynakları ile ilgiliydi. Çalışanların nasıl işe alındığı, eğitildiği ve yapabileceklerinin en iyisini yapmaları adına nasıl motive edildiği idi. Eğer şirket görünürde, spesifik uygulamayı benimseyememişse cevapları 1 puan alıyordu. Ve tesis müdürünün cevapları tam benimsemeye işaret ediyor ise 5 puan almaktaydı. Sonuç olarak tüm bu sorulardan elde edilen ham ortalama, firmanın yönetim skorunu 1-5 puan aralığındaki bir puan cetvelinde temsil ediyordu.

Ön yargıyı ayıklamak adına, öğrenciler soruları çift-kör üslubunda sordular; katılımcı firmanın performansını, endüstrisini ve ülkesini bilmiyorlardı. Aynı şekilde yöneticilere de cevaplarının puanlandığı, röportaj bitene kadar söylenmedi.

Dünya çapında yönetim puanları, ülkeler arası verimlilik sıralamasıyla uyumluluk gösterdi. Birleşik Devletler, Almanya ve İsveç en tepede; Güney Avrupa ülkeleri ortalarda; Çin, Hindistan, Brezilya, Afrika gibi büyüyen ekonomiler en altta. Sadun’a aynı derecede çarpıcı gelen bir başka şey, her nasılsa ülke içinde olan çeşitlilikti. Örneğin Birleşik Devletler’de, üst çeyreklikle (3.72 puan) alt çeyreklik (2.88) arasında 1 tam puandan fazla fark vardı. ‘’Sistemimize göre, yönetim sıralamasında tepede bulunan Birleşik Devletler’de bile kötü yönetilen firmalar mevcuttu.’’ diyor kendisi.

Ancak bu farklılıklar firma performansı için önem teşkil ediyor muydu? Skorların birbiriyle bağlantılı olup olmadığını görmek adına araştırmacılar, rakamları firma performansının üretkenlik ve kârlılık gibi dış ölçütleriyle karşılaştırdılar.

Sonuçlar çarpıcıydı. Birleşik Devletler’de en iyi %25’lik kısımda yer alan firmalar, en kötü %25’lik kısımda yer alan firmalara göre %15 daha üretkendi. Hatta araştırmacılar yönetim puanlarını diğer faktörlerle karşılaştırarak, yönetim kalitesinin, örneklemlerinde yer alan ülkelerdeki verimlilik farklarında %30’luk bir kısmı oluşturduğunu belirlediler.

 

Daha Yüksek Performansın Açıklanması

Yüksek yönetim skorlarına birkaç faktör karşılık geliyordu. En iyi skora sahip olan firmalar, büyük ihtimalle kötü yönetilen firmaların ayıklanmış olup daha iyi yönetilen firmaların uygulamalarını geliştirme üzerine baskıya sahip olmaları sebebiyle endüstrilerinde yüksek seviyede bir rekabetle yüzleşiyorlardı. Ayrıca daha eski olan firmalar daha yenilere göre daha yüksek skorlara sahiplerdi, belki de daha uzun süre hayatta kalacak kadar iyi oldukları gerçeğinin bir fonksiyonuydu bu.

Ve son olarak, daha yüksek yönetim skoruna sahip olan firmalar ayrıca daha fazla yetenekli çalışanlara sahiptiler. ‘’Puanlandırmamıza göre güçlü şirketler, verileri daha yoğun bir şekilde kullanan insanlara sahipler,’’ diyor Sadun. ‘’Bu uygulamalar, iş gücünde belirli bir seviyede yetkinlik ve aritmetiklik gerektiriyor.’’

Bu yönetim uygulamalarını hayata geçirmek adına vasıflı iş gücüne duyulan ihtiyaç, standart teorinin öngördüğü gibi, piyasa rekabetinde yönetim farklılıklarının neden kolayca düzeltilemediğine dair bir açıklama sağlıyor. ‘’Bu uygulamalar, kapatıp açabileceğiniz basit tuşlar değiller,’’ diyor Sadun. ‘’Çalışanlarınıza bu süreçlerin içine girmelerini emredemezsiniz. Bu, tüm seviyelerde etkileyici davranış ve çalışanların ikna edilmesiyle onların bunu kendilerinin yapma isteğinin yaratılacağı, çok daha karmaşık bir süreç.’’ Buna ek olarak çalışanlar değişime direnebilir. Örnek olarak, yeni süreçlerin tanıtımına, gelişmiş verimliliğin daha az işe yol açıp işten çıkarılmalara neden olacağından korkup, direnebilirler.

Sadun şunu vurguluyor ki, yönetim değişiklikleri patronlara da aynı derecede tehdit oluşturabilir. Şeffaflığa ve verilere yönelik artan güven, patronlar tarafından kendi güçlerine tehdit olarak algılanabilir. ‘’Eğer güçlü bir şirketiniz varsa, tüm kararları içgüdüsel olarak alan bir kişi yerine, organizasyonun tüm kademelerinde verileri kullanan insanlara sahipsinizdir.’’ Sadun, değişikliğe yönelik ilk adımın, şirketin şu anda nerede olduğuna dair dürüst bir değerlendirme elde etmek olduğunu söylüyor.

‘’Yöneticilere, uygulamalarının kalitesini puanlamalarını istediğimizde, herkes 10 üzerinden 8 olduğunu söylüyordu,’’ diyor kendisi. Şirketlere daha gerçekçi bakış açıları vermek adına araştırmacılar verilerini, ayrıca şirketlerin kendilerini puanlandırmalarını sağlayan bir gereç ile beraber Dünya Yönetim Anketi web sitesinde yayınladılar. Kendi güçlü ve zayıf yönlerinin daha derinlemesine bir resmini yaratmakla ilgilenen firmalar için website, anketi organizasyonun tüm kademelerinde tamamlamaya yönelik talimatlar içeriyor.

Çevrimiçi anketler yaratıldığından bu yana araştırmacılar, dünyanın dört bir yanındaki, yönetim uygulamalarını geliştirmeye hevesli şirketlerden danışmanlık istekleri alıyorlar. ‘’Firmalarında anket yaptırmak isteyen, birçok farklı ülkedeki insanlardan aramalar ve emailler aldığınızda bu, yaptığımız işi onaylar nitelikte oluyor,’’ diyor kendisi.

Sadun, organizasyonların bu gereci, kendi yönetimlerini verimli bir şekilde değerlendirmek ve geliştirmek adına kullanmalarını umuyor. Birleşik Devletler Sayım Bürosu daha şimdiden bu metodolojinin modifiye bir versiyonunu kabul etmiş durumda ve diğer ülkelerdeki sayım memurları da aynı yaklaşımı edinmeyi deniyorlar.

Bir şirketin yönetim uygulamalarını değiştirmek kolay değil, diye vurguluyor Sadun – aksine, bunu etkili bir şekilde uygulamak güven ve liderlik gerektiriyor. Aynı zamanda, araştırmalarının da gösterdiği üzere, gelişmiş verimlilik ve firma performansının getirdiği fayda, temel yönetim uygulamalarını, hayata geçirmeye değer kılıyor.

 

Bu yazı, Michael Blanding’in  http://hbswk.hbs.edu/item/certain-management-practices-like-certain-technologies-boost-company-performance  yazısından bir çeviridir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir Yazarın Diğer Paylaşımları

Yoruma kapalıdır.