Yrd. Doç. Dr. Doğan HASAN ile Röportaj

15

Profesyonel Yönetici, Endüstriyel Girişimci, Akademisyen, Danışman – hepsi bir arada! Kendisini bu şekilde tanımlıyor Yrd. Doç. Dr. Doğan Hasan.

Şu anda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği bölümümüzün başkan yardımcısı/öğretim görevlisi konumunda bulunan hocamla gerçekleştirdiğimiz bu röportajda kendisinin profesyonel, girişimci ve akademik kariyeri üzerine tecrübeleriyle beslenmiş güzel cevaplar aldık. Her cümleden, her detaydan çokça ders çıkaracağınızı düşünerek keyifli okumalar diliyorum…

1)Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız? Doğan Hasan kimdir?

1974’te İstanbul Suadiye’de doğdum. Suadiye’de büyüdüm. İlköğretimden sonra Alman Lisesi’ne gittim. Alman Lisesi’nden sonra da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği eğitimi aldım. Yüksek lisans ve doktoramı Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, çalışırken tamamladım.

2)Endüstri mühendisi olmaya nasıl karar verdiniz? Mesleğin hangi yönü sizde ilgi uyandırdı?

Lisede daha çok Almanya’daki üniversiteler için rehberlik dersi verilmişti. Endüstri mühendisliğini ilk olarak orada duydum. O zamanlar ülkemizde endüstri mühendisliği tanınmıyordu. İçerik olarak ilgimi çekti, çalışma alanları ilgimi çekti ve de Alman Lisesi’ne giderken her gün Siemens genel müdürlüğünün önünden geçiyordum. Bir Alman firması olarak Siemens’te ilgimi çekiyordu. Bu yüzden endüstri mühendisliğinin kariyer için iyi bir başlangıç olacağını düşündüm.

3)Çalışmak istediğiniz sektöre ve bu sektörün alanına nasıl karar verdiniz? Alanınızın zorlukları nelerdi?

Çalışmak istediğim sektöre karar vermedim; çalışmak istediğim firmaya karar verdim. Dediğim gibi Siemens’in önünden geçtiğim için, Siemens’in daha lisedeyken çalışmak için iyi bir firma olduğu kararı/fikri oluşmuştu kafamda. Üniversitede son stajımı özellikle son seneye bıraktım Siemens’te yapmak için. 4.sınıf yazında stajımı tamamladıktan sonra Siemens’te çalışmaya başladım.

Endüstri mühendisliğinin zorluğu – giderek azalan zorluğu – eskiden endüstri mühendisinin ne yaptığı bilinmiyordu. Artık o bilinç oluştu. Firmalar artık endüstri mühendislerine neden ihtiyaçlarının olduğunu biliyorlar. Nasıl faydalanabileceklerini kısmen biliyorlar. Hepsi tam bilmese bile.

Endüstri mühendisi olarak farklı bir şeyler yapma güdüsü oluşuyor ve oluşması lazım. Farklı bir şeyler yapmaya çalışırken mevcut sistemin sınırlarını zorladığınız için tepki alabiliyorsunuz. Alanımızın zorluklarından bir tanesi bu.

Yeni bir şeyler yapmamız gerekiyor, yapmayı istiyoruz aldığımız eğitim gereği. Ve bu durum mevcut statüden memnun olan firma çalışanları tarafından çok hoş karşılanan şeyler olmuyor genelde.

4)İş hayatınızda çalıştığınız departmanlarda karşılaştığınız sorunları çözmeye yönelik en sık kullandığınız endüstri mühendisliği teknik veya teknikleri nelerdi?

En sık kullandığım endüstri mühendisliği tekniği, problem çözme tekniği esasında. İş hayatında sürekli problemlerle karşılaşıldığında hepsinin basit bir çözme metodolojisi var. Bu metodoloji: analiz, küçük parçalara ayırma, bu küçük parçaları çözme, bu çözülen küçük parçaları da sonrasında sentezleme. En sık kullandığım yöntem bu. Haliyle sorunu parçalara böldüğünüzde en ince detayına kadar inmiş oluyorsunuz. ‘’Mükemmeliyet detaylarda saklıdır’’ mantığıyla da problemi en iyi şekilde çözme imkanını elde ediyorsunuz.

 

5)Siemens gibi büyük bir firmada başarılı bir kariyer geçirmişsiniz. Böyle bir firmada üst düzey görevlerde çalışmak size neler kazandırdı?

Siemens gibi büyük bir firmada çalışmış olmak insana çok şey katıyor. Siemens bir okul. Siemens’e ilk girdiğim zaman bir endüstri mühendisi olarak başarısız olma endişesi yaşadım esasında. Çünkü Siemens gibi bir firmanın zaten endüstri mühendisliği tekniklerini uyguladığını düşünüyordum ve de yapacak çok şeyin olmadığını düşünüp, endişelenip öyle bir strese girmiştim. Ama daha sonra Siemens içine girdikten sonra 1997 senesindeki tam tanımlamam ‘’Burası bir çiftlik’’ idi.

Firma ne kadar büyük olursa olsun, yapısı ne kadar gelişmiş olursa olsun her firmada yapacak şeyler var. Gelişmenin, sürekli iyileşmenin sonu yok. İlk başta bunu görüyor insan.

Büyük firmalarda kurumsal firmalarda çalışmak insana çok farklı konularda tecrübe kazandırıyor. İnsan ilişkileri, insanlarla diplomasiyle ilişkiler kurma, farklı disiplinlerle farklı görüşlerdeki insanlarla çeşitlilik içerisinde çalışma, takım içinde çalışma becerilerini geliştirme ve tabi uzmanlaşma. İleri tekniklerde, ileri teknolojilerde uzmanlaşma imkanı elde ediyor insan böyle bir firmada çalışınca. Sonuçta mevcut olan sistemlerin en iyilerini, en yenilerini kullanıyorsunuz.

Üst düzey ve de yetkinliğin niteliği yüksek, nispeten elite ve senior çalışanlarla çalışmak insanın kendisini geliştirmesi için de faydalı oluyor. Çalıştığınız ortamda ne kadar yetkin insan olursa o kadar fazla rekabet olur, o kadar fazla kendinizi geliştirme ihtiyacı hissedersiniz. Etrafınızda eğer yetkin insanlar yoksa kendinizi geliştirme dürtünüz, motivasyonunuz azalır.

6)Bildiğimiz üzere Siemens bir Alman firması. Burada çalıştığınız süreçte gözlemlerinize dayanarak, Alman çalışma kültürü ve bizim çalışma kültürümüz arasındaki farklar nelerdi? Birçok sektörde onları başarılı kılan faktörlerden bahsedebilir misiniz?

Almanlar mükemmeliyetçi çalışma kültürüne sahipler. Planlamaya fazla zaman ayırırlar. İyi bir planlamanın sonucunda basit bir proses ve doğru bir çıktıyı elde etmeye çalışır. Ne kadar iyi planlarlarsa prosesin o kadar sorunsuz ve kolay gerçekleşeceğini düşünürler. Bizdeki yapı ise bir şekilde başlayalım da ondan sonrasına bakarız şeklinde. Bu yüzden de süreç esnasında çok farklı zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Planlanmamış zorluklarla karşılaşıyoruz. Almanların çalışma kültüründe ortaya çıkabilecek zorlukların bile planlanması gerekiyor, öngörülmesi gerekiyor. ‘’Kervanın yolda düzülmesi’’ doğru bir yaklaşım değil o manada. Alman çalışma kültürünü ben bu açıdan daha doğru buluyorum.

Alman çalışma kültüründe yalan yoktur. Yanlış yönlendirme yoktur. Sadece gerçeklerle hareket edilir. Böyle bir şey akıllarına bile gelmez. Böyle bir dürtüleri de yoktur. Bir iş eğer bugün değil bir hafta sonra bitecekse gidip de onu iki gün sonra demezler. Gerçek neyse onu söylerler mesnetli bir şekilde ve yapılabilecek en iyi çalışmayı yaparlar. Bizde ise durumu kurtarmak için veya kendimizi zor duruma sokmamak için bu şekilde davranabiliyoruz ve esasında daha kötü bir pozisyona sokuyoruz. Halbuki geçmişe baktığımızda bizim kültürümüzde bu şekilde bir çalışmanın olmaması gerekiyor. Düzgün çizgiden kesinlikle ayrılmayan çalışma olması gerekiyor.

Almanlar işlerini doğru yaparlar ve de bu esnada bizdeki gibi çok hızlı yükselme hırsları yoktur. 60 yaşına gelmiş ve hala ilk gün girdiği pozisyonda olan ve bununla mutlu olan insanlar görebilirsiniz. Bundan dolayı bir mutsuzluk yaşayıp da performansını düşürmezler. Ne olursa olsun işine hakkını verirler. Biz de ise yükselemeyince veya istekleri yerine gelmeyince işin hakkını vermemeye başlayan kişileri görebilirsiniz. Almanlar bu manada nesnel yaklaşır, matematiksel yaklaşır, çalışmaya profesyonelce yaklaşır. Biz o manada daha amatör daha duygusal yaklaşıyoruz. Bu yüzden de bu farklılıklar, bu eksiklikler ortaya çıkıyor.

Diğer taraftan Almanlara göre de bizim çalışma kültürümüzün de çok ciddi avantajları var. Bizim esnek yapımız, çözüme hızlı ulaşma güdümüz, sıcakkanlılık ve heyecanımız ise onlarda olmayan şeyler. Bu iki çalışma kültürünün birleşimi çok güçlü bir çalışma kültürü oluşturabilir.

7)Siemens’te uzun soluklu ve dolu bir kariyer geçirdikten sonra başka bir firmaya geçiş süreci nasıl oldu? Bu değişim kararının arkasındaki düşünce nedir?

Siemens’te ben ilk başta 3.5 sene çalıştım teknik planlama uzmanı olarak. Daha sonra yükselme imkanımın olmadığını görünce iş değişikliği kararı aldım.

Öğrenme süreci bittiğinde artık bu geriye sayım anlamına gelir.

3.5 sene sonunda teknik planlama uzmanı olarak artık öğreneceğim bir şey kalmamıştı ve bu sebeple de iş değişikliği kararı aldım. Bir başka Alman firmasına teknik müdür olarak geçtim. Daha küçük ama yine de eski, köklü bir firmaydı. Orada da 5 sene çalışıp vekaleten genel müdür posizyonuna kadar çıktıktan sonra tekrardan Siemens’e dönme kararı aldım. Bu tamamen profesyonel değil kişisel de olan; trafik sebebiyle verilmiş bir karardı. Ayrıca Siemens’te de farklı bir yükselme yolunun açılacağını gördüğüm içindi. Bu anlamda profesyonel de bir karardı aslında. Siemens’e ön imalat yöneticisi olarak, fabrika müdürü olmak üzere geçtim.

Sonuç olarak bu gibi iş değişikliklerinin arkasında yatan karar insanın kendisini geliştirmesi, yeni şeyler öğrenmesi ve de ücretsel olarak veyahut da pozisyon olarak ilerliyor olmasıdır.

Bununla ilgili de 3 tane kriter var. Birincisi
”compensatIon”, yani işin insana kattığı maddi olanaklar; ikincisi ”locatIon”, bu da işin konumu; üçüncüsü ise ”cHALLENGE”, işin tanımı, göreviniz.

Bu üçünün bir optimizasyonu gerekiyor iş değişikliği yaparken veya bir işe girerken.

8)2010-2015 yılları arasında kurucu ortağı olduğunuz Depol Polyester adlı şirketin genel müdürlüğünü yapmışsınız. Bu girişimciliğe geçiş süreci nasıl yaşandı? Çalışan olmak ve girişimci olmak arasındaki en büyük farklar nelerdi?

Son olarak Siemens’te, Almanya’da proje yöneticisi olarak çalışıyordum. Yurda geri dönmek istedim. O esnada böyle bir oluşum imkanı ortaya çıktı ve de bunu değerlendirdim. Bu sebeple Depol’e kurucu ortak olarak geri döndüm.

Çalışan olmak ve girişimci olmak arasında çok ciddi farklar var. Profesyonel bakış açısıyla kısmen amatör bakış açısı birleşiyor. Çünkü girişimci olarak her şeyi kişiselleştirme imkanı var. Gece gündüz birbirine karışıyor. Çalışma saatleri profesyonel olarak belli iken, girişimci olarak çalışma saatleri, haliyle işiniz hayatınızın bir parçası olduğu için çok değişiyor.

Kararlarda profesyonelce karar vermek her zaman mümkün olmuyor girişimci olarak. Çünkü işin içerisinde daha fazla duygu var, daha fazla kişisellik var. Bu sebeple de insanın kaygılarıyla veya heyecanıyla karar vermemesi gerekiyor. Tamamen profesyonel çizgiyi koruması gerekiyor girişimci olarak da. ‘’Ben bir profesyonel yönetici olarak hangi kararı alırım’’ şeklinde yaklaşması gerekiyor.

Çalışan olmanın stresi daha az. Girişimci olmanın stresi çok daha fazla. Diğer taraftan tabi girişimci olmanın da tatmini daha fazla diyebiliriz. Hem parasal açıdan hem duygusal açıdan belirli yönlerde tatmini daha fazla.

9)Girişimcilik de 10 yıl tecrübeli bir şekilde başlangıç yapmanın daha etkili ve başarılı sonuçlandığı söylenir. Katılıyor musunuz?

Bu doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Yaptığınız işi bilmeniz gerekiyor, önemli olan bu. Sonuçta ürünün üretimini biliyor olabilir fakat piyasayı veya pazarı bilmiyor olabilirsiniz. Bu bir dezavantajdır. Ama çekirdekten pazarı ve piyasayı bilerek bir başlangıç yapmak daha farklı avantajlar sağlayabilir. O yüzden, 10 yıl tecrübeli bir şekilde başlangıç yapmak illa bir fayda sağlayacak düşüncesine katılmıyorum.

Tabi bir de yaş ilerledikçe insanın riske edebileceği şeyler de azalıyor ve zorlaşıyor. O yüzden bazı şeyleri ne kadar erken yaparsanız o kadar iyi esasında.

10)Profesyonel kariyerinizdeki geçiş süreçlerinin arkasında yatan düşünceyi öğrendik. Peki girişimci kariyerden akademik kariyere geçiş nasıl yaşandı? Hangi düşünce ve hedefler sizi buna yönlendirdi?

Girişimci kariyerim tamamen bitmiş değil. Halen daha bir şirketim var. Sadece üretim olarak konvansiyonel üretim yapmak artık çok anlamlı değil. Yeni bir şeyler üretiyor olmak lazım. Fason imalat veya konvansiyonel imalat bundan 20-30 sene evvel karlı ve avantajlı imalatlardı. Artık ancak çok büyük sermayelerle bunlar avantajlı hale gelebiliyor. Bunu gördüğüm için ben de böyle bir geçiş planladım. Kendime ait patentli bir ürün geliştirdim ve de ondan sonrasında da çalışmalarıma akademik kariyere dönüştürüp daha çok üniversite-sanayi işbirliği yönünde çalışmalara başladım. Bir yandan patentli ürünümün üretimi, satış-pazarlaması başlarken ve devam ederken diğer taraftan da üniversite-sanayi işbirliğine yönelik bir pazara geçiş diyebiliriz buna.

Burada da üniversite-sanayi işbirliğindeki ciddi eksiklik beni motive etti. Üniversiteler sanayiyi bilmiyor, sanayi üniversiteyi bilmiyor. Ama esasen ikisi de birbirinden faydalanabilir. Burada önemli olan sanayideki ve profesyonel hayattaki bilgi birikimini üniversitelere aktarmak, üniversitedeki bilgi birikimini de sanayiye aktarmak. O yüzden böyle bir geçiş yaptım.

11)2015 yılında UnoPro Üretim ve Danışmanlık şirketini kurmuşsunuz. Şirketinizin çalışma alanları nelerdir? Ne gibi çalışmalar yürütmektesiniz?

Şirketimin çalışma alanı dediğim gibi hem patentini aldığım AR-GE ürünümün üretimi, satışı ve pazarlaması hem de üniversite-sanayi işbirliğine yönelik üretim firmalarında yalın üretim sistemlerinin, kalite ve yönetim sistemlerinin kurulmasına yönelik üretim-yönetim danışmanlığı.

12)Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi ile T.C. Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı Verimlilik Genel Müdürlüğü arasında, bölgemizde “Verimlilik Projeleri”nin gerçekleştirilmesi konusunda çalışmalar mevcut. Bu çalışmalarda fakültemizin endüstri mühendisliği bölümü, Verimlilik Destek Programı ve “Verimli KOBİ Destek Projesi” adı altında işbirliği çalışmaları yapmakta ve bu tip çalışmalardan başarılar elde etmiş durumdasınız. Bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Tam da bu çalışmalar kapsamında Ticaret ve Sanayi Odalarıyla üniversitenin bir araya gelmesini sağladım bir sanayici olarak. Ve de bu işbirlikleri sonucunda sanayi kuruluşlarında odalarla işbirliği içerisinde çalışmalar yapmak mümkün oldu. Ve bu çalışmalardan bir tanesi Türkiye genelindeki verimlilik ödüllerinde orta sınıf işletme dalında birincilik ödülünü aldı.

Kobiler kendilerini geliştirme noktasında bazen çaresiz kalabiliyorlar veya ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar. Profesyonel dünyadaki, kurumsal dünyadaki bilgilere ulaşamıyorlar. ‘’Know How’’ a ulaşamıyorlar. Sistemlere, proseslere ulaşamıyorlar. Bu durumda demin bahsettiğim profesyonel tecrübe, sanayici tecrübesi artı akademik tecrübenin harmanlanması sonucunda firmalara böyle bir projenin yapılmasıyla, böyle bir sonuç ortaya çıktı.

13)Çalışmalarınız ve kariyeriniz sebebiyle şu an bulunduğunuz bölge olması bakımından, Tekirdağ şehri ve çevresi verimlilik potansiyeli açısından sizce ne durumda ve nelere ihtiyacı var? Bir endüstri mühendisi burada neler yapabilir?

Sadece Tekirdağ değil tüm iller verimlilik açısından çok ciddi potansiyele sahip. Çünkü verimlilik doğrultusunda çalışma yapanlar sadece büyük, kurumsal firmalar. Küçük ve orta ölçekli firmalarda verimlilik konusunda doğru düzgün çalışma bulmak mümkün değil. Küçük ve orta ölçekli firmalarda ERP yazılımları bulmak bile pek mümkün değil. O yüzden nasıl ki ben 1997 senesinde Siemens’te yapacak çok şey bulduysam, bir endüstri mühendisi kurumsal firma dahi olsa yapılacak çok şey bulabilir. Bu tamamen kendisinin yaratıcı, yenilikçi bakış açısıyla, problem çözme perspektifiyle alakalı bir şey. Bu sebeple de Tekirdağ, özellikle Çorlu – Çerkezköy bölgesi bir endüstri mühendisi için çok iyi bir alan. Kendisini hem geliştirebileceği hem de iyi işletmelere geçebileceği bir bölge.

14)Üniversite sınavlarından sonra tercih yapan öğrenciler neden okulumuzu seçmeliler?

İstanbul’a yakınlığı sebebiyle okulumuz avantajlı (lojistik avantajı). Sağladığı fayda olarak – en azından bunu bizim bölümümüz için konuşabilirim – mümkün mertebe pratik hayata, gerçek çalışma hayatına hazırlamaya çalışıyoruz. Teorik bilgilerin yanında pratik bilgileri, tecrübeleri aktarmaya çalışıyoruz ve tecrübe kazanmanız için de organizasyonlar yapmaya çalışıyoruz. Sonuç olarak bir tecrübe yaşanmadan elde edildiğinde çok büyük bir avantaj. O yüzden de mümkün olduğu kadar yaşamadan, en azından tecrübeyi öğrenerek hayata başlamanıza çalışıyoruz.

15)Tecrübelerinizi göz önünde bulundurarak, endüstri mühendisi adaylarına ve genç endüstri mühendislerine genel olarak ne gibi nasihatlerde bulunursunuz? Nelere dikkat etmeli ve ne yapmalılar?

Şimdiye kadarki çalışma hayatımda her zaman kendi çalışma arkadaşlarıma şu tavsiyede bulundum: ‘’Ne olursa olsun ne ile karşılaşırsanız karşılaşın net pozisyon alın.’’ Bu hayatınızın her evresi için geçerli. Bir sorunla karşılaştığınızda, iyi bir şeyle karşılaştığınızda, kritik bir şeyle karşılaştığınızda net pozisyon alın, duruşunuz net olsun. Düzgün bir çizgi üzerinde hareket edin. Esneklik başka bir şey, ortam şartlarına, değişen şartlara uyum sağlamak başka bir şey, bu şartların zorluğundan dolayı düzgün çizgiden vazgeçmek başka bir şey. Kişi, erdeminden, gururundan, haysiyetinden hiçbir şey için vazgeçmemeli. Ne pozisyon, ne para, ne güç… Hiçbir şey için vazgeçmemeli. O düzgün çizgi üzerinde çalışmaları nasihatinde bulunurum. İnsanın başarılı olmak için, güçlü olmak için, para kazanmak için eğri büğrü yollara başvurmasına gerek yok.

Çalışanlara hep tavsiye ettiğim ‘’birisine vuracaksanız da göstere göstere gözünün ortasına vurun.’’ şeklindedir. Asla arkadan vurma, bel altı çalışma, gayri nizami, gayri ahlaki yollara başvurma gibi şeylere tenezzül edilmemelidir. İnsan haysiyetiyle çalışmalı ve haysiyetiyle ölmeli.  Mesela Alman kültüründe bunu çok net görebiliriz.

Hemen yüksek pozisyon hırsına kapılmamalı, demotive olunmamalı ama yüksek pozisyon için de insan kendisini geliştirmeli ve hazırlamalı. Kendisini geliştiremediği noktada da yatay geçişleri düşünmeli.

 

16)Mesleğiniz dışında bir soru sormak istiyorum. Aslında ne kadar meslek dışı olsa da karakterinize ve hayatınıza getirileri bakımından, meslek ile de bağlantılı olacak bu soru. Hobileriniz nelerdir ve bunlar kişilik ve kariyerinize ne gibi getiriler sağladı?

Küçükken uzak doğu dövüş sporlarından karate hobim vardı, biraz da aikido. Sonrasında vücut geliştirme/fitness sporu yaptım, hep yaptım aralıklarla olsa da. 17 yaşımdan beri yapıyorum. Halen daha yapmaya çalışıyorum çok fırsat bulamasam da. Haftada 6 gün 1.5 saat olacak şekilde uzun senelerce çalıştım tempolu.

Sporun insanı disipline ettiğini düşünüyorum ve dolayısıyla spor yapan kişilerin daha ahlaklı olduğunu düşünüyorum o disiplinden dolayı. Spor sonuçta stresi de atan bir unsur. İnsanın kendisini o şekilde deşarj etmesi kendisini ruhsal olarakta dengelemesini sağlıyor. Ruhsal olarak dengelenmiş insanların da daha ahlaki davranabildiğini düşünüyorum. Sonuçta insan basınçlı bir tüpe benziyor. Gün içinde olan olaylar tüpün içerisindeki stresi, basıncı arttırıyor. O tüpün emniyet valfini açmazsanız eğer, tüp bazen patlayabiliyor, yarılabiliyor, çatlayabiliyor. İşte o yüzden spor, valfin açılmasını sağlıyor esasında. Onun için sporu her çalışana ve herkese tavsiye ediyorum.

Onun haricinde hobi olarak 18 yaşımdan beri avcılık ile ilgileniyorum. Sonrasında poligonda tabancayla atıcılık üzerine 1.5 sene kadar yoğun bir eğitim aldım. Çok ciddi ve çok büyük keyif aldığım bir hobim. Daha sonra okçuluk. Arazide tamamen kendi kendimi, ok-yayla ava gidecek kadar geliştirdiğim bir hobim.

Daha çok bireysel hobileri tercih ediyorum. Orada da bilgi olarak vermek gerekirse, yaratılışta esasında iki tip insan var. Taş devrinden beri gelen genetik bir kodlama bu. Avcı ve çiftçi. Çiftçiler takım oyunu içerisinde hareket eden ve de işlerin organizasyonu, daha soft görevler gibi işleri alan insan tipi de diyebiliriz.

Avcılarda kendi içerisinde ikiye ayrılıyor. Takım içerisinde avlananlar, tek başına avlananlar. Takım içerisinde avlananlar da takım sporlarını tercih edebiliyor. Tek başına avlananlar da bu şekilde tekil sporları tercih edebiliyor.

Ama iş hayatında şöyle bir farklılık var. Tekil avcı olsanız da çoğul avcı olsanız da takım içerisinde çalışmak zorundasınız. Çalışanlarıma her zaman şunu da söylemişimdir. Bizler ressam değiliz, tek başımıza resim yapıp satalım. Her zaman bir takımla çalışmak zorundayız. Bir operatör doktor dahi eğer yardımcıları iyi olmazsa başarılı bir ameliyat yapamaz. Onun için takım olarak güçlü olunur, takım olarak başarıyla ulaşılır.

O yüzden de hangi karakter grubuna giriyorsanız girin iyi bir takım oyuncusu, yeri geldiğinde iyi bir takım lideri olmak zorundasınız.

17)Son olarak sizce endüstri mühendisliğinin tanımı nedir?

Bunu en güzel Webasto’da çalışırken 2003-2004 yıllarında kondenser montajı yapan çalışanım yaptı herhalde. Kendisine nasıl gidiyor diye sorduğumda şivesiyle, ‘’Doğan Bey, gıt gaynaklarla en iyisini yapmaya çalışıyoruz.’’ dedi.

Endüstri mühendisliğinin tanımı bu esasında. ”Kıt kaynaklarla mümkün olanın en iyisini ortaya çıkarmak.” En kısa bu şekilde tarif edebiliriz.

Bunlar da İlginizi Çekebilir Yazarın Diğer Paylaşımları

Yoruma kapalıdır.